BETÜL AYDAN
Sevgili Muhteşem;
Nasıl bir duyguyla başlıyorum mektubuma anlatayım. Yüzümde bir gülümseme ile kelimeler kağıda dokunuyor. Çünkü ne güzel böyle iki güzel kelimeyi yan yana getirip de hitap etmek sana. “Sevgi” ne manalı bir kelime öyle değil mi? Adınla da çok yakışıyor. Sevginin kendisi adın gibi “Muhteşem”.
“Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur / İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur…” diye geçiyordu bir şiirde hatırlarsın. Sonra biz bu şiiri dinlerken o kahırlı kısımları gelince: “Hep kahır! Hep kahır!” der ve yine de gülümserdik birbirimize. Hatırlıyorsun sen de bunu. Biliyor ve hissediyorum. Tüm bunalmışlığımıza, tüm belli belirsiz telaşlarımıza ve en çok da gönül yorgunluğumuza rağmen gülümserdik bu iki kelimeyi söylerken. Çok yakışırdı gülümsemek bize, dostluğumuza, hayatla olan bağımıza.
Galiba biraz yoğunluk, biraz yeni roller giyinmişlik üstümüze ve beraberinde gelen yorgunlukla kesik gülümsemeler seyrediyoruz şimdi yüzlerimizde.
Yorulmak… Evet bütün güzelliklere rağmen yorulmak da düşüyor bazen insanın nasibine, ama sevdiğin bir şeyden yorulmak da güzel. Bir çeşmeden doya doya su içip suya kanmak gibi bir şey diye düşünüyorum. Belki küçük bir mola, küçük bir bekleyiş ve en önemlisi de insanın kendini kenara çekip uzaktan uzağa yine kendini izlemesidir “yorulmak” kimbilir? Sıradanlaşmışı gayret edip biraz sıra dışı etmeye çalışmak, durup dinlenmek sonra… Durmak, düşünmek ve devamında durulanması, kendi içine doğru yolculuğa çıkması insanın. Ve kendini bilmenin verdiği hafiflik ve bazen de hissedilen ağır yük içinde nefes almak derinden.
Biliyor musun, bugün erkenden kalktım Muhteşem? Aslında her gün erkenden kalkmayı çok isterdim. Kaygılarımın, üzüntülerimin beni yere çekmemesini de!
Durgunlaşan ruh halime inat hareket etmek, nefessiz hissettiğimde kendimi derin nefeslerle yeniden doğmak ne güzel olurdu hem.
Bunlar için çok geç mi kaldım bilmiyorum ki, bilemiyorum da! Senin duyguların da böyle sanırım. Farklı yerlerde ve şartlarda aynı hissiyatla anlamak birbirimizi ne güzel! Zor olsa da belki değişir üzüntü dolu duygularımız bir gün. Çocuk gibi hisler belirir gözlerimizde. Güneşe, yıldızlara; çiçeğe, böceğe selam veririz. Çocukken kırlarda koştuğumuz, köşe kapmaca oynadığımız zamanlardaki gibi gökyüzünde göreceğimiz uçurtmalarla mutlu oluruz. Bunlar hayal şimdi. Gerçi bu yaşanmışlıklara anılar demeliydim Muhteşem! Anı, hiç unutulmayacak “an”ları vefa ile heybesinde taşıması olsa gerek insanın. Çok şükür vefamız var bizim, mektuplarımız var.
Sevgili Muhteşem, şu son zamanlarda yine içimi acıtan gördüğüm duyduğum şeyler var. Sıcak, sımsıcak ve ateşten besteler gökyüzünde dalgalanıyor şimdi. “Su insanı boğar, ateş yakarmış” dizelerini yaşıyor yaşayanlar. Nasibine yanmak ve boğulmak düşenler ne çok! Geride kalanlar da her doğan güne “dert”le başlayacak olanlar, şimdi. Ne acılı hikayeler karıştı toprağa ve suya. Gökyüzü şahit oldu gören gözlerle bir. Acılar bir tesbih tanesi gibi dizildi düğüm düğüm. Bilmem şimdi: “Hep Kahır!” derken yine de gülümseyebilir miydik eğer gözlerimiz birbirine baksaydı? Ah Muhteşem…
Hani ilkokulda bir şarkı söylerdik: “Dağlar ardında bir orman varmış / Orada bütün hayvanlar mutlu yaşarmış / Bir adam gelmiş/ Çok da zalimmiş…” Devamını unutsaydık keşke bu şarkının. Hiç yaşanmasaydı içindekiler. Sadece şarkılardaki korkulu dizeler olup geçseydi hatırımızdan. Olmadı işte olamadı Muhteşem! Üzgünüm, biliyorum sen de üzgünsün. İsmin kadar üzgün bakışların da. Kağıda okurken düşen gözyaşlarının harfleri ıslatışını görür gibiyim.
Olsun! “Bu da gelir, bu da geçer ağlama!” diyeyim ben sana. Bu türküyü hisli hisli söyleyenlere eşlik et sen de gönül dilinle olur mu? Zamanın çabuk geçtiği gibi acılar çabuk çabuk geçmese de yine de geçecek. Her an hatırlanmak üzere hazır halde beklemeye alacak kalbimiz onları. En ufak bir çağrışımda gözlerimize yaşlar dolacak. Sonra yeniden iyi olacağız. Hayat ne garip, değil mi Muhteşem?
Sevgili Muhteşem; eski zamanlardaki gibi başlamadı bu mektubum. Öyle de bitmeyecek! Hani :” Nasılsın,iyi misin?” deyip de beni sormanı beklemeli miydim hayalen mektubumun ilk satırlarında. Sonra, ben de iyiyim, mi demeliydim? Ama bak Muhteşem, demedim diyemedim. Senin iyi olman en büyük dileğimdir elbette. İyilik gülümsesin sana her sabah ve her günün akşamında. Her mektup, bir haber olsun dostluğumuzun yaşadığına. Her mektupta buluştukça cümlelerimiz, biz de iyi olalım. İyilik, en çok insana yakışıyor. Güneşin yaza, karın kışa yakıştığı gibi.
En iyi dileklerimle Muhteşem! En iyi dileklerimle…