Son günlerde kamuoyuna hâkim olan kanaat, neredeyse tartışmasız biçimde şudur:
Amerika Kürtleri sattı. Kuzey Suriye’den çekildi.
Bu yargı, sahadaki görüntülere bakıldığında anlaşılırdır. Geri çekilmeler, diplomatik sessizlikler ve Ankara’nın hareket alanının genişlemiş görünmesi, bu kanaati besliyor. Ancak siyaseti yalnızca görünen üzerinden okuyanlar için geçerli olan bu yorum, stratejik düzlemde eksik, aceleci ve indirgemecidir.
Zira Kuzey Suriye’de yaşananlar bir “terk ediş”ten ziyade, daha geniş bir bölgesel hesabın içinde yürütülen geçici bir denge manevrasına işaret etmektedir.
Bu tabloyu doğru okumak için üç temel düzleme bakmak gerekir.
Amerika İran’dan Vazgeçmedi
Her şeyden önce şu gerçek tespit edilmelidir:
Amerika’nın Orta Doğu’daki asli meselesi Suriye değildir; İran’dır.
Son günlerde New York Times, Wall Street Journal ve Financial Times çizgisinde yayımlanan haber ve analizler, ABD’nin İran’a yönelik olası senaryolar için askerî ve lojistik hazırlıklarını sürdürdüğünü açık biçimde ortaya koymaktadır. Hava ikmal uçakları, savunma sistemleri ve bölgesel konuşlanmalar, Washington’un masadan kalkmadığını; aksine dosyayı bilinçli biçimde açık tuttuğunu göstermektedir.
Bu durumda Kuzey Suriye’deki geri çekilmeyi, “Amerika bölgeden vazgeçti” şeklinde okumak, stratejik sürekliliği görmezden gelmek anlamına gelir. Zira büyük güçler, önceliklerinden vazgeçmeden tali alanlarda geçici ayarlamalar yaparlar.
Türkiye Faktörü ve Zamanlama
Diplomatik trafiğin dili, çoğu zaman açıklamalardan daha öğreticidir.
ABD’nin Suriye temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi’nin, önce Türkiye Milli Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı ile görüşmesi, ardından Erbil’e ve Suriye sahasına geçmesi, rastlantı değildir. Bu sıralama, Washington’un Türkiye ile kritik bir dosya üzerinde yoğun pazarlık yürüttüğünü göstermektedir.
Ortaya çıkan tablo şudur:
Amerika, İran merkezli büyük hesaplaşmada Türkiye’yi karşısına almak istememekte, mümkünse yanında tutmayı tercih etmektedir. Bunun karşılığında da, şimdilik, Kuzey Suriye’de Türkiye’nin taleplerine belirli bir alan açılmış izlenimi oluşmaktadır.
Bu durum sahada “Amerika Kürtleri bıraktı” algısını doğurmuştur. Ancak algı ile strateji her zaman örtüşmez. Bazen algı, stratejinin bizzat parçasıdır.
IŞİD Dosyası ve Önceden Kurgulanmış Adımlar
Meselenin en kritik ve en az tartışılan boyutu ise IŞİD dosyasıdır.
Suriye güçlerinin Rojava üzerine yönelmesiyle birlikte SDG, Hol başta olmak üzere IŞİD kamplarını güvenli biçimde koruyamayacağını açıklamıştır. Bu açıklamadan yalnızca bir gün sonra, Amerika’nın “IŞİD tutukluları Suriye’nin iç bölgelerine nakledilecek” açıklaması yapması, basit bir refleks olarak okunamaz.
Zira on binlerce insanın nakli, bir günde alınacak bir karar değildir. Bir kişinin yolculuğu dahi günler öncesinden planlanırken, on binlerce IŞİD mensubunun taşınması haftalar süren lojistik ve güvenlik hazırlığı gerektirir.
Bu da şu gerçeği ortaya koymaktadır:
Bu adım, SDG’nin çekilmesinden sonra alınmış değildir. Aksine, önceden planlanmış bir senaryonun uygun anı beklemesi söz konusudur. SDG’nin geri çekilmesi, bu planın devreye sokulması için yalnızca bir eşik işlevi görmüştür.
Dolayısıyla Kuzey Suriye’de yaşananlar bir reaksiyon değil, önceden kurgulanmış bir sürecin sahaya yansımasıdır.
“Afganistan” Benzetmesinin Yanıltıcılığı
Bu noktada sıkça dile getirilen bir benzetme vardır:
“Amerika Afganistan’dan da bir gecede çıktı.”
Doğrudur. Ancak Afganistan ile Kürtlerin bulunduğu coğrafya aynı değildir. Kuzey Suriye; Türkiye, Irak, Suriye ve İsrail hattının tam merkezinde, Amerika’nın askerî, istihbarî ve siyasi olarak en yoğun yatırım yaptığı alanlardan biridir.
Dahası, burada Rusya faktörü göz ardı edilemez. Amerika’nın Kürtleri tamamen dışlaması, Moskova için açık bir fırsat anlamına gelir. ABD tarafından desteklenen ve Rusya’nın istemediği yeni Suriye yönetimine karşı, Kürtlerin desteklenmesi; silahlı, eğitimli ve savaş tecrübeli bir gücün Rusya’ya açılması demektir. Böylesi bir alanı rakibine bırakmak, büyük güç aklıyla bağdaşmaz.
Sonuç
Bugün Kürtler baskı altındadır. Bu inkâr edilemez.
Ancak baskı, oyunun dışına itilmek demek değildir.
Bugün yaşananlar, İran merkezli daha büyük bir hesaplaşmada Kuzey Suriye’nin geçici bir pazarlık alanına dönüşmesidir. Asıl tehlike, bu geçici hesapların kontrolden çıkmasıdır. Zira Kürtler, her “geçici” feda edilişte, bölgeyi kalıcı krizlerle baş başa bırakmıştır.
Hakikati anlamak isteyenler için mesele şudur:
Siyaset, duyguyla değil dengeyle; tepkiyle değil zaman ve güç çizelgesiyle okunur.