Betül Aydan
Sevgili Muhteşem,
Bu hayatın yine tekrar eden karmaşasında her şeye rağmen sana bir mektup yazmayı istiyorum. Hayat bazen karışık hatta karmakarışık oluyor. Bir şeylerde çözümsüzlük var. İnsan kendini açmazlar, çıkmazlar sokağında gibi hissediyor. İç sesler dış seslere karışıyor bazen. Sonra insan aniden ne yapacağını unutuyor. Sende de oldu mu hiç? Mesela buzdolabını açıp yüzüne vuran serinlikle birden irkilip ne için açtığını unuttuğun. Ya da bodrum kata inip ne arayacağını unutup boş gözlerle merdiven basamaklarını çıktığın.
Bir anda çok şey değişiyor insanın hayatında. Bir acı haber, bir ölüm, bir hastalık kocaman bir kırmızı ışık olup duruyor hayatın akışında. Bir de bakmışsın ya da duymuşsun ki tam tersi duygular oturuvermiş kalbine. Yeşil ışıkların yol verdiği bir güzel tat olmuş hayat, bir ümit… Bir bebek sesi, bir kavuşma haberi bir güzel söz aydınlatıverir işte ışığı sönmüş gözlerini. Yaşamışsındır.
Geçen gün ne oldu biliyor musun Muhteşem? Kapı çaldı. Önce tıkırtı duydum sonra bir sessizlik… Zile basıldı yavaşça. Kapıyı açtım. Komşumuzun küçük çocuğuydu kapımızın eşiğinde duran. Bana önce kapalı avucunu uzattı. Sonra da elini açtı. Elinde bir küçük çiçek. “Bu mevsimde mi? Bu karda kışta!” diyeceksin biliyorum. Hemen söyleyeyim oyun hamurundan bir çiçekti. Demek ki çocuklar isteyince hamurdan bile çiçekler açarmış ellerinde. Küçüklerin kocaman kalpleri var aslında hayalleri gibi. O yüzden olsa gerek çocukluğu hiç bitmiyor insanın. Bitmesin dediğimiz her şey oradan bakıyor hayatımıza.
Okuduğum her kitap herkesi olduğu gibi beni de başka dünyalara götürüyor. Sonra bazen elim yoruluyor kitap sayfalarında çizdiğim her satırda. Öyle okumalarım var ki, kitap kendini elimden bıraktırmıyor. Yolda yürüyorsam aklımda bir an önce yine okumak için hızla attığım adımlar şahitlik ediyor okuma heyecanıma. Kalemler satır satır şahitler hem okuduğum sayfayı çizerek tasdiklerken renkleriyle. Her kitabın anlattıklarıyla yoğrulan bakışlarım yorgun kalbime iyi geliyor. Derin bir nefes alıyorum.
Sen nasılsın Muhteşem? Kitaplarla aran nasıl? Hayatın açmazları ya da çıkmaz sokakları ne senin için? Her mektupta içimdekiler ve sorular diye bölümler doğuyor kâğıda. Gülümsüyorum. Cevaptı öyle değil mi, sorudan doğan sözlerin adı. Senin soruların da vardır biriken, sonra mektubuna dizeceğin inci tanesi misali dizelerin. Geçen mektubunda bana yazdığın şiirden sonra “Şairliğim tuttu yine!’’ demiştin. Tutsun da şairliğin tutsun Muhteşem! Mesela tutmasın bizi ayrılığın yükü. Bu gurbet diyarı da tutmasın sonra tutamasın duyduğumuz acılı haberler. Sabırla ve sükunetle biz yine de iyi olalım iyi yönünden bakabilelim hem böyle mektuplarımızla da iyi gelelim birbirimize.
Eskisi gibi değil hiçbir şey. Eskisi gibi değiliz artık. “Gökyüzünün başka rengi de varmış’’ diyen şairi hatırlamak da güzel. O şair ki günü eksilmesin penceresinden diye şiiriyle Yaradana yalvaran değil miydi:’’… Ve gönül, Tanrısına der ki / Pervam yok verdiğin elemden / Her mihnet kabulüm / Yeter ki gün eksilmesin penceremden’’ Öyle ya! Hepimiz yaşamayı seviyoruz. Her sabah gün, perdelerini açıyor bize. Bir temaşaya davet başlıyor kuşların sesiyle. İnsan seslerinde birikiyor telaşlar. Arabalar günü hızlandırıyor. Koşuştururken gün akşama bırakıyor kendini. Seyrengâhta perde kapanıyor. Geceye yorgun düşen gözlerle beraber.
“İnsan da insana şükür ki fark var’’ dizesini hatırlıyorsun değil mi? O gençliğimizin yeni çiçek açan şiir bahçelerinden devşirip durduğumuz o esrarengiz şiirin’’Muazzez’’ dizelerinden biriydi hani? Ne günlerdi, fotokopiyle çoğaltılan o şiirin peşinde koştuğumuz bir sır gibi sakladığımız. Sonra da kitap olarak yıllar sonra da olsa tebessümle elimizde taşımıştık. Sınıfta bir ayrıcalıktı masamızdaki kitapların en üstüne o kitabı koymak. Nasıl da büyük edebiyat sevdamız vardı değil mi? Hani’’deli olmak ve öteli olmak’’ arasındaki şiire bile yansıyan yaş farkını edebiyat dersinde hararetle tartışmıştık. Şimdi de bu yaşımızda çok şükür ki mektuplarımız var. Şiirlerimiz var birbirimize sessizce okuduğumuz. Söz verdiğimiz gibi hep edebiyatla irtibatta kalacaktık.
Evet bak! Yıllar da geçti. Çok yol da bitti ömrümüzden. Ama hangi şairdi unuttum:’’ İnsan kırkından sonra şiir değil de ne yazar?’’ diye soruyordu. Olsun biz de şiir yazarız ve mektuplarımızla böyle böyle konuşuruz. Bir yerlerde belki bir gün yan yana gelip de anlatırız yaşadıklarımızı birbirimize. Hayali bile güzel. Söz veriyorum Muhteşem; eğer bir gün yine görüşebilirsek yanından ayrıldıktan sonra ya çantanda ya da okuduğun kitabın sayfasında sana yazdığım mektubumu bulacaksın. Eskiden olduğu gibi. Muhteşem…
güzeldi, tebrikler. teşekkürler.