ARZU KARA
Bugün yazmak istiyorum dedi kadın ve yazdı.
Islak kaldımları, yağmur damlalarının suyuyla daha da kızaran kiremitleri, boş evleri, dolu kadehleri, top oynamak için can atan ama kendini oyuna almayan çocuklara ümitle bakmaya devam eden çocuğu…
Yazdı, sadece yazdı. Düşünmeden, öylesine değil ama, ölesiye….
Mutsuzluğun kapısını çalmadan ama, mutluluğu da araya araya…
Loş ışıklı ıslak sokaklardan geçerken fısıldadı sokak kedilerine. Suların içinde ordan oraya atlayan kurbağaları izledi gözleri. Kaybolmadan ama yolunu araya araya çekine çekine geçti gitti sokaklardan. Başını eğmedi. Eğse, belki sokak lambaları da sönecekti, eğmedi. Geçti, gitti göğü seyrede seyrede. Üşüyerek ama soğuk ruhunu ısıtamadan…
Kelebeğe ilişti bu defa gözleri. Kocaman gökyüzüne rağmen umursamadan bir çiçekten başka çiçeğe konan kelebeği izledi. Umutla ama sessizce bağıra bağıra…
Kekik kokan tarlalardan, öten cırcır böceklerine, özgür kelebeğe, yanağına değen güneşe, ayağına sıçrayan çamura, parmağına batan dikene…
Mutlu ola ola,
Ruhunu ısıta ısıta,
Umutla, hem de bağıra bağıra…!
Hem yazdı, hem okudu, hem dokundu.
Ve durdu.
Ve sustu.
O yazan kadın susmasın. Yazmanın her bakışla taçlanan bir akışı olduğunu hissettim bu kısa ama akıcı yazınızda.
Kaleminize sağlık…
ne kadın ne erkek, cinsiyetlerin de pek bir ehemmiyeti kalmıyor ya artık, neyse, insanların ‘bir şeyler yapmaya’ belki de bu yazmaktır, ne kadar ihtiyaçları olduğunu, özellikle de birileri tarafından anlaşılmak, bilinmek istendiğini anlatıyor bu yazı da.tebrikler. teşekkürler.