Feeling safe in yourself Build your refuge like a castle leaning on a strong foundation. #photography #ladakh #home #architecture #monastery #religion #trust #foundation #stabile #light #landscape #refuge #door #house
Hüseyin Odabaşı
Bir tohum gibi dünyaya gelir insan. Çoğalmak ve büyümek hatta nihayet dünyayı değiştirmek ister. Çünkü kendi rengimize göre etrafı, eşyayı boyama arzumuz vardır. Fakat bu zordur işte. Hem de çok zordur. Burada insan kendine bir oyun oynar. Değiştirdim ve başarıyorum derken aslında çok sonraları anlar gerçeği. Bunca sene verdiği emeklerin boşa gittiğini. Fakat iş işten geçmiştir ve ya kendimizi değiştirecek enerjimiz kalmamıştır artık. Gerçi, bu gerçeğe uyanmak da bir talihlilik sayılır. Ömrünü talihsizlikle gururla ve gafletle tüketenlere, heder edenlere inat, hayatın sonunda yakalanan bir talihtir bu. Hayatının her anı şahikalarda geçen, “fakat ömrümün son iki senesi olmayaydı mahvolmuştum” kanaatini sergileyen büyük müceddid İmam Gazali bize bu dersi vermiyor mu?(1) Kendimizi değiştirip, nefsimizi irademizin emrine verebildiğimiz az seneler dahi geriye doğru çok ömür senelerimizin nurlanmasına sebep olabilir.
Cemil Meriç’e göre; hayatımızda dev mütefekkirler olarak tanıdığımız kimseler dahi ömürlerinde ancak bir kaç saat düşünmüşlerdir.
Bütün bir hayata yeten, bir saat…
Tefekkürün kadir gecesi,
Hayatının rönesansını yaşamak…
Her dev insanın böyle bir anı ve ya anları vardır… Bu, yeniden doğma anlarıdır.
Her sene, her dakika, her gün doğmak isteyen çileli bir ruha az kere bahşedilen anlar…
Mevlânâ, Şems’le böyle bir doğma, keşfetme ve aydınlanma fırsatı yakaladı. Ve terketti namı nişanı, mevkisini, makamını… Varsa yoksa Şems. Sabahlara kadar odaya kapanmalar ve muhabbetler… Şems’te, ballar balını bulmuştu Mevlana… Geçmişinin yağmasına göz yumdu, müsaade etti. Fakat, meclisleri, vaazı terkederek, Şems’in şahsında kendi özüne dönerek ruh dünyasına açılması karşısında bedel ödemek zorunda kaldı. “Artık bize dön ne buluyorsun bu mecnunda!” hazımsızlığı yaşayan eski salikleri(talebeleri), ne yapıp ettiler, Şems’i ortalıktan yok ettiler.
Böylece Mevlânâ, kendinden kendine yaptığı sefere bir yenisini daha eklemiş oldu.
Şeyh Galip “Hüs ü Aşk”ında, bu mânevi, bir o kadar da çileli yollardan bahisler açtı. Hüsn’ün Aşa’ka ulaşması için Zat’ussuver kalelerinden geçmesi gerekiyordu. Ateşli imtihanlar da cabası… Şeyh Galip’ın bu eseri, kendinden kendine olan seferin divanıydı.
Mevlânâvari, yeniden varlığa doğma metamorfozuna da, her nefsin tahammülü mümkün değildi. Yani bu seferi tamamlamak, her kula nasip olmamıştır. Necip Fâzıl, Abdülhak Hâmit’e; “Rize dağlarında deliler gibi dolaşmaya devam etmeliydin” der. Çünkü benliğimiz üzerinde değişiklik yapıp ruh ve mânâ dünyamıza yeniden doğabilmek için çileyi, tefekkürü yarım bırakmamak gerekirdi. Niceleri vardır Hâmit gibi çilelerini tamamlayamayan. Bu çileyi tamamlayamayanlardan biri olarak Beşir Fuat gibi, Ziya Gökâlp de intihar teşebbüsünde bulundu.
Çünkü, Osmanlının müktesebatı ile yeniden dirilmeyi, fert ve toplum planında gerçekleştirmesi gereken mütefekkirlerimiz, enteljansiyamız, çilesini tamamlayamamış nâdânlar olarak, Ömer Hayyam felsefesi ile maalesef zehirlendiler. Bohemlik âh bohemlik! Nice tefekkür tohumlarını çürüttü nice hasadı talan etti.
“Geçmiş günü beyhude yere yâd etme,
Bir gelmemiş an için de feryat etme
Geçmiş, gelecek masal bunlar hep
Eğlenmene bak ömrünü berbat etme.”(Ömer Hayyam)
Gelmiş, gelecek masal hep diyerek körlük ve gaflet yaşayanlardan, fersah fersah uzaktır değişim, derinlik ve tefekkür. Halbuki; gelmiş ve geleceğimizde, gelmesi mukadder olan ölümle yüzleşmeden olmaz. Çünkü, yokluğun bağrında gelişir varlık. Ölümdeki sonsuz ölümsüzlüğü göremeyenlere “yuh” olsun!
Eğlenmeye bakarak bohemliğe dalmak, tefekkürün kurdudur. Ölümle yüzleşmek ise, çilenin de tefekkürün de kendimiz olmanın da önemli bir şartıdır.
“Ölümden ürküp, kabirden korkup başını çevirme. Merdâne kabre bak, dinle, ne talep eder? Erkekçesine ölümün yüzüne gül, bak, ne ister. Sakın gafil olup ikinci adama benzeme.” (Said Nursi, Asay ı Musa)
Yoksa, ben varken ölüm yok; ölüm varken de nasıl olsa ben olmayacağımla mı teselli olalım?
Evet, “Kendinden kendine sefer et” diyor Mevlânâ. Kendimizi keşfetmek ve yeniden doğabilmek için; varlıktan yokluğa, yokluktan varlığa doğru uzanan bir seferdir bu.
1.İslam Ansiklopedisi’nin “Gazzali” maddesi…