ZEYNEP GÜR/JAN WAGNER
Eylül ayında röportaj konuğumuz olan Jan Wagner’i anlatmak için İnn Nehri kenarına oturdum. Hamburg’da doğmuş olan Jan Wagner’i anlamak için çevreme biraz daha derinlemesine bakmam gerektiğini düşünüyorum. Yeşilin bin bir tonunun göründüğü Almanya coğrafyasında, şair şiirinde her nesneyi yazılmaya değer buluyor. Bahçeli bir evde ailesiyle mutlu bir çocukluk geçirdiği için, bunun şiirlerine de etki ettiğini görüyoruz.
Jan Wagner 20.06.2017 tarihinde Der Tagespiegel Gazetesine verdiği röportajda bunu şu şekilde açıklıyor;
“Neukölln’de eksik olduğumuz şey bir bahçe. Kasaba ve taşra arasında, Schleswig-Holstein’ın güneyindeki Ahrensburg’da büyüdüm, ailem hala orada yaşıyor. Bahçe benim için çocukken önemliydi. Orada olan neredeyse ikonik şeyler. Eski erik ağacının bana sihri var. Ya da mutfak penceresinin önündeki budaklı elma ağacı: düşerse ve kesilirse, onu acı bir şekilde özlersiniz.
Yeni kitabım “Rain Barrel Variations” da başlık şiirinin olduğu yağmur varilini de çocukluk ile ilişkilendiriyorum. Her bahçede bu büyülü, karanlık ve daha az ziyaret edilen köşeler vardır – kompost yığını aynı zamanda kokusu, bayat ve küfüyle ve hala canlı olan şeylerin çürümüş olduğu, her şeyin kendi içine battığı garip ölümden sonraki hayatının bir parçasıdır.
………..
Bu çocukluk bahçesini asla unutacağımı sanmıyorum.”
Görüldüğü gibi bir yağmur varilini bile yazmaya değer bulan şair, her nesneye bir anlam yükleyip, bir canlı gibi kabul ediyor. Bunu da aşağıdaki cümleleriyle açıklıyor;
“Bir nesneye, bitkiye veya hayvana gelince, olabildiğince sabırlı olmaya ve özellikle dilsel olarak ona akla gelebilecek tüm açılardan bakmaya, içinde ne olduğunu, örneğin etimolojide düşünmeye çalışıyorum. Uzun zamandır birliktelik kuruyorum. Acele etmekten daha kötü bir şey yoktur. Mümkün olduğu kadar uzun süre tatminsiz kalmak, kapıyı çok çabuk çarpmamak ve şiirde uykuda olan fırsatları kaçırmamak istiyorum.”
(Der Tagespiegel/20.06.2017- Jan Wagner)
Türk Edebiyatında İlhan Berk; “Ben varlığımı, çevremi anlatmadan doğrulayamam. Yerleştiğim gidip gördüğüm yerler, yaşadığım bu dünya, onu ben var etmedikçe, kendimi de var edemem” (Kanatlı At 45). İlhan Berk kendini merkeze koyup, çevresindeki nesneleri şiirlerinde yeniden anlamlandırmıştır. Jan Wagner bir çivi, bir tespih böceği, bir kuyu gibi görünüşte küçük ve bayağı nesneleri şiirine konu edinirken, İlhan Berk, Kül kitabında, pipo, dana ve kurşun kalem gibi nesneleri kullanmıştır.
C. Schmidt tarafından “… kuşağının en iyi lirik şairi ve çağdaş Alman edebiyatının en güçlü ve en özgün seslerinden biri.” (Zeitung, (13.03.15) olarak tanımlanan Jan Wagner 2015’te Regentonnevariationen (Yağmur Varili Çeşitlemeleri) şiir kitabı ile Leipzig Kitap Fuarı Ödülünü kazandı. Kazanılan bu ödülle Almanya’da ilk kez bir şiir kitabı bu ödülü almış oldu. 2017’de Almanya’daki en önemli edebiyat ödülü olan Georg Büchner ödülünü aldıktan sonra daha çok tanındı.
Şair aynı zamanda Amerikan ve İngiliz eserlerinden çeviriler yaparak edebiyata katkıda bulunuyor.
Jan Wagner son zamanlarda yeni bir başarıya imza atarak Federico Italiano ile birlikte 46 dilde yaklaşık 1000 şiir içeren bir antoloji yayınladı. Bu çok kıymetli antolojide Kıbrıs’tan Arnavutluk’a , İzlanda’dan Fransa’ya kadar tüm Avrupa’daki genç şairlerin şiirlerinden bir derleme yaptı. Bu eserde hem şairlerin kullandığı orijinal ulusal diller, hem de Almanca çeviriler bir arada verilerek, orijinal aslı korunmuş ve çevirisi yapılarak daha fazla kitleye ulaşması sağlanmıştır. Biz de bir söyleşiyle şairi size daha yakından tanıtmak istedik. İyi okumalar…
Zeynep Gür: Öncelikle Jan Wagner’i okuyucularımıza tanıtmak istiyoruz çünkü bir yazar veya şairin hayatında onun eserlerine yansıyan çok önemli izler olduğunu düşünüyoruz. Bize biraz Jan Wagner’dan bahseder misiniz?
Jan Wagner: Tabi ki. Tüm ineklerin siyah veya beyaz olduğu ve ineklerin en yoğun olarak bulunduğu bir kırsal kesim olan Hamburg’un kuzeyinde büyüdüm. Güneş daha doğmadan bile geniş tarlalarının ışıldamaya başladığı bir yerdi. Yetiştiğim bahçeli ve kitaplarla dolu evde, şevkli birer okuyucu olan ebeveynlerim beni edebiyat dünyasına dalmaya teşvik ettiler. Ben de on altı yaşında şiirler yazmaya başladım. (Sanırım herkes böyle başlıyor.) Alman romantik ve dışavurumcu şiirlere (Trakl ve Heym gibi) bakıp hayranlıkla adeta parmaklarımı ısırırken, okulumdaki ufuk açıcı ve tutkulu öğretmenlerimden birisi sayesinde İngilizce şiirlerin etkilerinden haberdar oldum. Amerikan ve İngiliz edebiyatındaki modern şiir klasiklerini öğrenme imkânı buldum. Netice itibariyle Hamburg, Dublin ve halen yaşamakta olduğum Berlin’de İngiliz edebiyatını öğrendim. İlk şiir koleksiyonum 2001’de çıktı. Bunu yedi tane daha koleksiyon takip etti. Bunlara da antolojiler ve birçok tercümeler eklendi. (Charles Simic, James Tate, Simon Armitage, Matthew Sweeney, Sujata Bhatt, Jo Shapcott, Robin Robertson ve bunlar gibi daha birçok…)
Zeynep Gür: Şiir yazmaya nasıl başlıyorsunuz?
Jan Wagner: Şiir yazmanın güzel yanı, süreci hemen hemen her şeyin başlatabilmesidir. Bir kelime, sadece bir ses, bir görüntü, bir otobüste duyulan bazı cümleler, tarihi bir figür veya çay poşetinden elektrikli testereye ve mantara kadar her küçük şey; sonuçta her şey, tüm büyük meseleler, sadece görünüşte sıradan olan bu nesnelerde gizlidir.
Zeynep Gür: Bir şiiri bitirmek ne kadar sürer ve yeni bir şiire nasıl yeniden başlarsınız? Sizi yazmaya teşvik eden sebepler nelerdir?
Jan Wagner: Bir şiiri asla hızlı yazmam, fakat sanırım bir elin parmakları kadar olan saatler ya da çok daha kısa bir sürede (örneğin birkaç saat) ortaya çıkan şiirleri de sayabilirim. Genelde birkaç olası şiir üzerinde aynı anda çalışıyorum, onları düşünüyorum, aklımda evirip çeviriyorum, bu şekilde bekleyip gidiyorum ve bir şiirin bitirilebilmesi aylar hatta bazen bir yılı buluyor. (Tabi gerçek manada bitirebildi isem.) Bir şiirin ortaya çıkartılması özgün bir haz uyandırıyor, özellikle bu süreç mucizevi bir hız ve neşe ile devam ederken şairin kendi şiiri karşısında şaşkınlığa düşmesi – ki bence işte bunun herkesin beklemekte olduğu bir mucize olduğu kanaatindeyim.- En azından ben öyle olduğunu düşünüyorum.
Zeynep Gür: Şiirlerinizde hangi duygular ön plana çıkıyor? Sizi uyuyamaz hâle getiren satırlar / cümleler var mı? Varsa, bizimle birkaç cümle paylaşma imkanınız var mı?
Jan Wagner: Şiirlerde pek çok farklı duygunun ele alındığından emin olsam da (içinde kayboluş, zevk, muamma), bir şeye karşı olan genel bir merak veya şaşkınlık duygusu şiirleri oluşturuyor. Bu duygular ve kelimelerle oynamanın hazzı onları meydana getiriyor – ya da ben öyle olduğunu umuyorum.-
Zeynep Gür: Şiiri temel bir ihtiyaç olarak görüyorsunuz. Bu fikirden biraz bahseder misiniz? Jan Wagner açısından şiir nedir ve şiir sizin için ne ifade eder?
Jan Wagner: Çoğu şiir, dili günlük kontekste kullanılandan farklı bir şekilde kullansa da, herşeyden sonra geriye şiirin materyalinin, hepimizin her gün ekmek satın almak ya da taksi çağırmak için kullandığı dil olduğu gerçeği kalır. Böylece herkes özel bir teknik öğrenmeden şiir okuyabilme imkanına sahip olur. Dahası, şiirin kullandığı stratejiler çocuklar tarafından bile bilinir; aslında metafor, benzetme vb. şeyler, dünyayla erkenden anlaşmak, bir şeyleri anlamak ve tanımlamak için hepimizin kullandığı özelliklerdir. Dört yaşındaki yeğenim Max fırtınayı duyup “Bugünkü gök gürültüsünün dev ayakları var.” dediğinde şiirin ne olduğunu tam olarak biliyordu. Şiire olan ihtiyacı ve ondan alınan zevki unutma eğiliminde olsak da aslında hepimiz bunu biliyoruz. Aslında şiirin takipçilerinin sayısının haddi hesabı yoktur, birçok şiir takipçisi bunu anlayamasa, bilemese bile bu böyledir.
Zeynep Gür: Sizce şair olabilmek için, kişide hangi insanî niteliklerin üstün olması gerekir? Örneğin, hiç aşık olmamış birisi aşk hakkında yazabilir mi, empati kuramayan biri acı hakkında yazabilir mi? Olmazsa olmazlar nelerdir?
Jan Wagner: Merak ve en küçük olguya bile hayranlık duymanın hiç bitmeyen yeteneği. (Sonuçta, bizi çevreleyen her şey ve bizler gerçekten çok tuhafız; bu gerçeğe alışabilmemiz garip). Elbette dağ kulübesinden hiç ayrılmamış bir şair, bir deniz kaptanının bakış açısından yazabilir ve bir derin deniz dalgıcı üzerine en çarpıcı şiiri yazabilirdi. Şiir bir insan teşebbüsü olduğundan ve hiçbir zaman aşk ya da acı yaşamamış hiçbir insan düşünülemediğinden dolayı. (Sadece bir şiir ya da romanda olabilir.) İkinci soru bana oldukça teorik bir soru olarak geliyor. Sonuçta, insan hayal gücünün çarpıcı yanı bu, değil mi? Ayak parmağını bir taşa vuran ya da çocukken arı tarafından sokulan herkes bu deneyimlerden faydalanabilir, bunları genel olarak acıya yansıtabilir, onlardan soyutlayabilir, büyütebilir, çeşitlendirebilir ve böylece acı, kayıp ve yaraların diğer türleri hakkında yazabilir. Bunun başarıyla yapılıp yapılmadığı sorusu tamamen ayrı bir konudur.
Zeynep Gür: Sizinle ilgili araştırma yaptığımda, https://www.poetryinternational.org adlı bir web sitesinde bir röportaj buldum. Aslında sözlerinizden etkilendim. ‘Küçük, görünüşte sıradan nesneler hakkında yazmayı seviyorum: bir çivi, bir sabun pastası, kolayca gözden kaçırabileceğiniz, ancak şiirde birdenbire büyük güçleri açığa çıkaran ve soyut olanı anlaşılır ve somut hale getiren şeyler hakkında yazmayı seviyorum’ dediniz. Şiirlerinizdeki belirgin nesneler veya duygular hakkında yazarken, bunları küçük ayrıntılarla tasvir ediyorsunuz. Bu sizi diğerlerinden ayırıp “özgün” yapan en büyük farkınız mı, yoksa bilmediğimiz başka özellikleriniz de var mı?
Jan Wagner: Her şeyin bir şiir için uygun olduğu gerçeği, elbette her şeyi demokratik olarak şiir alemine kabul etme geleneğine sahiptir ve şiirlerinde, çoğunlukla gözden kaçan nesneleri memnuniyetle karşılayan, hayran olduğum, uzun bir şairler listesi sayabilirim. Tabii ki bunlar hiçbir şairin kabul etmeyi reddetmemesi gereken gerçek hazinelerdir. William Carlos Williams ve Francis Ponge bu şairlerden sadece ikisi, ama yine de hayâti önem taşıyan şairlerdi.
Zeynep Gür: “Canlı Kelebek Gösterisi’nde olduğu gibi” şiirlerinizde de mizah ve ironi kullanıyorsunuz. Şiirde mizah ve ironi zor bir iştir. Bunu nasıl başarıyorsunuz?
Jan Wagner: Zor iş mi? Bunun sadece şiir yazmayı sevdiğim gerçeğinden kaynaklandığına ve mizahın dünya ve içinde bulunduğu durumla başa çıkmaya yardımcı olduğuna, inanmayı tercih ederim.
Zeynep Gür: Pek çok eseri İngilizce’ye çevirdiniz. Federico Italiano ile hazırladığınız Grand Tour antolijisinden bahseder misiniz? Fikir, tüm Avrupa’yı kapsayan bir antoloji oluşturdu. Çevirmen olmanın bu kararı vermedeki etkilerini anlatır mısınız?
Jan Wagner: Federico ve ben, Fransa, Polonya veya Kuzey İrlanda’dan, bazı genç Avrupalı şairleri okuduğumuzu hem de onlardan zevk aldığımızı çabucak anladık. Şiirler henüz gelmemiş olsa da diğer ülkelerde kendi neslimizin eserlerini takip etmeye çalışıyoruz. Bu şiirlerin İtalyanca veya Almanca tercümeleri de yok. Bu nedenle, tüm Avrupa dillerinden ve ülkelerinden, daha genç şiirleri sunan, kapsamlı bir antoloji oluşturma fikri hızlı bir şekilde tasarlanmış oldu. Doğal olarak, önümüzdeki dört yıl içinde ne kadar fazla çalışmanın olacağını anlayamamıştık, ancak kitabı bir araya getirmenin karmaşık sürecine rağmen (İtalyanca olarak Çek şiirlerini okumaya çalışmak, Fransızca çeviriyle Fince şiirini okuma girişimleri de dahil olmak üzere), başladığımız büyük maceranın tadını çıkarmayı hiçbir noktada bırakmadık. Federico ve ben, şiirin hem şairleri hem de çevirmenleriyiz ve bir şiirin gerçekten çevrilebilir olduğu, şiir çevirisinin (yaygın ve ünlü olarak inanıldığı gibi) sadece bir kayıp değil aynı zamanda ve daha da önemlisi, bir kazanç olduğuna inanıyoruz.
Zeynep Gür: Georg Büchner Ödülü’nü almak hayatınızı değiştirdi mi? Ödüller sizin için ne ifade ediyor?
Jan Wagner: Basitçe ifade edersek, örneğin ödüle para ödülü eşlik ediyorsa, alıcının işini bir süre daha mutlu neşeli yapmasını sağlıyor. Bununla birlikte, daha genel olarak konuşursak, bir jüri – sonuçta yüksek eğitimli, iyi okumuş, bilgili okuyuculardan oluşan bir grup – size, evet, yazdığınız şeyin bir başarıya sahip olduğunu işaret ederse, bu bir destek ve büyük bir teşvik olabiliyor. Bu açıdan özellikle Büchner Ödülü beni çok etkiledi ama anlatabildiğim kadarıyla yazma ve düşünme tarzım ve kendimi algılayışım anlamına gelen hayatım, hiç değişmedi.
Zeynep Gür: 2015 yılında ilk kez bir kitap Leipzig Kitap Fuarı Ödülü’nü aldı. Bu, siz ve diğer şairler için yeni fırsatlar anlamına mı geldi? Bu ödülün şiire katkısı ne oldu?
Jan Wagner: Eminim ki geniş bir dinleyici kitlesi, belki ilk kez, her şeye rağmen yeniden biraz şiir okumanın ve Almanya’daki geniş genç şiir sahnesine, o şiirlere bir göz atmanın, iyi bir fikir olabileceğini düşündü. Şimdiye kadar olması gerektiği gibi genel olarak şiirin, özellikle de genç neslin şiirinin, fuardan sonra ilgiden daha fazla pay aldığını düşünüyorum.
Zeynep Gür: Kötü yazılmış şiirlerin çoğunun ortak noktası nedir?
Jan Wagner: Kısaca söylemek gerekirse (belki çok kısaca); Kullandıkları klişelerden isteyerek habersizler ve kendilerinden şüphe duymuyorlar. W.H. Auden’in dediği gibi: “Hiçbir şey, harika olması amaçlanan kötü bir şiirden daha kötü olamaz.”
Zeynep Gür: İnternet ve sosyal medya şiirin gelişimine katkıda bulunuyor mu?
Jan Wagner: Her türlü şiirin yayılmasına katkısı muhakkak; kalıcılık, yalnızca yazmaya devam eden iyi şairlere bağlıdır.
Zeynep Gür: Sosyal medyada aktif misiniz ve okuyucularınız sizinle etkileşim kurabiliyor mu?
Jan Wagner: Korkarım değilim. E-posta kullanıyorum, ancak genel olarak akıllı telefonlardan ziyade postacı güvercinlere yöneliyorum. Yine de, halka açık okumalar sırasında, konuşmalardan hemen önce ve sonra iletişim ne kadar güzel!
Zeynep Gür: Çalışmanızı paylaştığınız bir yazı grubu veya yazar topluluğunuz var mı? Varsa, onlar kimler?
Jan Wagner: Yıllar önce, diğer Berlin şairleriyle tanışmak ve en son şiirlerimizi okuyup onlar hakkında konuşabilmek için kullandığım bir grup vardı ama üzülerek söyleyeyim, şu anda yok. Yine de arada sırada şiir hakkında sohbet ettiğim yakın arkadaşlarım var.
Zeynep Gür: Okurlarınızdan çok şey duyuyor musunuz? Neler söylüyorlar?
Jan Wagner: Tüm dedikleri şeyler tam anlamıyla eğlenceli olmasa da birçoğu öyle. Çoğunlukla şairler, kitaplar, konular ve daha ilginç şeylerden haberdarlar. Söyledikleri şeyler arasında, yanımda eve götürmekten çok mutlu olduğum ilginç şeyler var.
Zeynep Gür: Yazı yazmak, duygusal olarak yorucu ve stresli bir arayış olabilir. Gelecek vaat eden yazarlar için herhangi bir ipucu?
Jan Wagner: (Kelimelerle) Oynamak.
Zeynep Gür: Yazmadığınız zamanlarda ne yapmaktan hoşlanırsınız?
Jan Wagner: Fennel Risotto veya Cacio e Pepe makarnası hazırlamak boşluğu doldurabilir.
Zeynep Gür: Şu anda hangi kitabı okuyorsunuz?
Jan Wagner: David Keplinger’in “The Long Answer” adlı eseri.
Zeynep Gür: En sevdiğiniz yemek nedir?
Jan Wagner: Enginar veya spagetti aglio ile risotto, olio e peperoncino da olabilir.
Zeynep Gür: Gününüzün en iyi bölümü nedir?
Jan Wagner: Her günüm farklı bir en iyi bölüm. (Rutinden kaçınmak için)
Zeynep Gür: Hiç spor takımında bulundunuz mu? Eğer öyleyse, hangi spor?
Jan Wagner: Uzun yürüyüşleri tercih etsem de, bazen başka şairlerle basketbol oynadığım da oluyor. (“Dichter & Dunker”)
Zeynep Gür: Favori sanatçınız ve en sevdiğiniz şarkı nedir?
Jan Wagner: Resim değil, popüler müzikse, Tom Waits ve belki de “Sword fish trombones” diyebilirim.
Zeynep Gür: Tanıdığınız veya hayran olduğunuz bir Türk yazar veya şair var mı? Türk edebiyatıyla tanıştıysanız bu nasıl oldu?
Jan Wagner: Elbette akla Nâzım Hikmet ve Orhan Pamuk geliyor ve Grand Tour antolojisindeki çalışmalar sayesinde Bejan Matur, Gonca Özmen, Efe Duyan ve diğerleri gibi genç şairlerle tanıştım. Ancak okuduğum son Türkçe kitap, Ahmet Altan’ın son derece etkileyici ve heyecan verici “Dünyayı Bir Daha Görmeyeceğim” kitabıydı.
Bir şairle kısa ama net sorularla sürmüş röportajınız. Cevapları da çok net ve kısa kısa şairin. Şiirle ve yazmakla ilgili dikkat çeken ifadeler var röportajda. Elinize kaleminize sağlık. Ve emeğinize de…
Gayet anlaşılır, gönüle, ruha, akla yaticı sorular ve cevaplar. Samimi olmanın yanında, edebi üslup korunarak çok iyi bir muhabbet oluşturulmuş. Tebrikler. Başarıların devamını dilerim.