Esra Dolunay
Orijinal İsmi: Lord of the Flies
Yazar: William Golding
Yayımlanma Yılı : 1954
Sayfa Sayısı: 253
Çeviren: Mina Urgan
İyilik ve kötülük nedir? İnsanlar doğaları gereği büsbütün kötü müdür? Kötülük doğuştan mıdır yoksa içinde bulunduğumuz uygarlık mı bizi iyi ve ya kötü yapar?
İlk etapta bir çocuk romanı izlenimi veren bu kitap neden okunmalı? Başta bir macera kitabı görünümü veren roman, devam edildikçe kurgusuyla bizi olayın görünenden farklı yönlerine götürüyor. Bu özelliğiyle ‘Küçük Prens’ kitabı gibi, büyüklere yönelik bir öykü halini alıyor. Çerez niyetine okunmaya başlanan eser bir süre sonra duygularda ağır,acımsı bir tat bırakıyor. Sonlarına doğru ise gerçeklerle yüzleşme ve insanın özünü sorgulamaya götürüyor. Son bölüm ise beklenilenden farklı sonuçlanıyor. Aslında bu kitaba bir roman demekten çok alegorik* bir öykü dememiz daha doğru olabilir.
Eserimiz İngiliz yazar William Golding’in ilk romanı. Yazar bu eseriyle ün kazandı ve Nobel Edebiyat ödülü sahibi oldu. Daha sonra yazdığı kitaplar daha ustaca bir üsluba sahip olmasına rağmen çok değer görmedi. İkinci Dünya Savaşında altı yıl bir gemide görev yapması kitabın konusuna da etki etmiş. Ayrıca bu romanı yirmi kadar yayınevi tarafından reddedildi. Ancak uzun bir aradan sonra yayımlanmasının ardından en çok satanlar listesinegirdi. Daha sonra da çoğu okulda okutulması zorunlu eserlerden biri haline geldi.
Genel konu ve öne çıkan karakterler:
Öykü ıssız bir adada başlıyor. İkinci dünya savaşı sırasında güvenli bir yere götürülen, içinde çocukların bulunduğu uçak bir adaya düşüyor ve yaşları 7 ile 13 arasında değişen çocuklar adada mahsur kalıyor. Mercan Adası adlı çocuk kitabını okumuş olanlar. Bu kitaptaki iki çocuk karaktere Sineklerin Tanrısı kitabında
rastlayacak. Bu iki ismin burada yer alması tesadüf değil elbette. Yazar, bu iki ismi liderlik özelliği bulunan iki ayrı baş karakter olarak kitaba oturtuyor. Ralph ve Jack… Ralph, sağduyulu, barışçıl, demokratik bir lider özelliği taşırken; Jack, zorba, kindar ve kontrolsüz güç kullanan bir lider özelliği taşıyor. Adadaki çocukların oylamasıyla şef seçilmiş olan Ralph, kitabın başından beri Domuzcuk adı verilen gerçek adından hiç bahsedilmeyen şişman çocukla arkadaş oluyor. Diğerlerine göre daha yoksul bir aileden geldiği belli olan ve tüm çocukların aşağıladığı Domuzcuk, adadaki tek akıllıca fikirleri olan karakter olarak beliriyor. Ralph akıllıca çözümler bulamasa da Domuzcuğun akla yatkın fikirlerini dinliyor. Jack ise ondan, yani yeni fikirlerden sağduyu ve akıldan nefret ediyor. Avlanmayı ve güç sahibi olmayı istiyor. Jack ve yandaşları yakılan ateşi ele geçiriyor çocuklardan çoğu da Jack’ten yana oluyor. Kitapta önemli bir diğer karakter ise Simon. Bu çocuk tüm çocukların korktuğu karanlık ve hayali canavardan korkmuyor ve ona inanmıyor.
Adaya geldiği günden itibaren baraka yapımına yardım etmesi ve daha küçüklere meyve toplayıp vermesiyle benliğinde kötülüğün barınmadığı tek çocuk olarak karşımıza çıkıyor. Roger adlı karakter ise Jack ten daha acımasız davranış ve işkenceleri ile benliğinde iyiliğin olmadığı tek çocuk olarak görülüyor. Diğer çocuklar ise her insan gibi bazen iyi bazen kötü davranışlar sergiliyorlar. Jack ve diğer çocukların vahşileşip kabileye dönüşmesi, Ralph, Domuzcuk ve iki çocuğun kurtulma umudu taşıması sonrasında gelişen olaylar ve ilginç sonu okura bırakalım.
Sonuç:
Başlarda uzun tasvirlerden sıkılabilirsiniz. Ancak diyaloglar kitabı sıkıcılıktan kurtarıyor.
Bir o kadar gerçek bir hikayeyle karşılaşıyorsunuz. Bazen de mümkün olamayacak sahneler görebiliyorsunuz.
Herkese göre değişse de kitabın en etkileyici kısımları, çocukların uygar dünyadan koptuklarında aslında kim olduklarını unutmaya başlamaları. Bir diğer etkileyici bölüm ise korkuların nasıl insanı ele geçirdiği. Simon: “Belki bir canavar vardır. Belki bizler bir çeşit…” cümlesi gibi.
Ayrıca unutamayacağınız bölümlerden biri ölü domuz kafasıyla Simon un karşılaşması ve iç dünyasındaki konuşmaydı.
Bu kitaptan öğrendiğim şey insanın yetiştiği dünyadan farklı olamayacağıydı. Ayrıca insanı insan yapan değerlerin öğrenilmiş olması, bazılarının ise doğuştan geldiği düşüncesiydi.
Bu eser, her yaş gurubu için farklı yönlerden geliştirici ve anlamlı olduğunu hissetiriyor. Kitabımızdan bazı alıntılarla bu kısa değerlendirmeyi bitirirken iyi okumalar dilerim.
Alıntılar:
“İnsanlar ister büyük ister küçük olsunlar,hem iyi hem kötü içgüdüler vardır.”
“Yani korku sizlere zarar vermez,düşlerin zarar veremediği gibi.”
“Yanyana yürüdüler. Ayrı ayrı yaşantıları,ayrı ayrı duyguları olan iki kıta gibiydiler . Bir ilişki kurulamıyordu aralarında.”
“En büyük düşünceler en basit olanlarıdır.”
*alegori: Soyut bir düşüncenin somut sembollerle ifade edilmesi.
Hep okumayi beklettigim bir kitabın, beni, o kitaba okumaya teşvik edici, güzel eleştiri ve yorumlarını bulmak çok güzel. Bu kitap akla Robinson Crusoe’yu getiriyor bir anda. Belli bir yaşta, aklı selim olmuş kişiler, belli alışkanlıkların müptelası olmuş yetişkinlerin, ıssız bir adaya düşse nasıl davranacaklarını, içindeki savaşı, çok iyi aktaran paragraflar. Insan, ister küçük olsun ister büyük. Bir zorlukla karşılaşıldığında, neye dönüşeceğini kim bilebilir ?!.