Natalie Morrill, Kanadalı yazar. Genç bir kız olarak Avusturya’nın Viyana kentinde yaşıyordu.
Şehirde duvarlarla çevrili, yaprak ve kırık camlarla örülü ve dikenli tel ile korunan büyük bir Yahudi mezarlığını hatırlıyor. İçine göz atıyor ve bu terk edilmiş istirahatgaha karşı bir merak uyanıyor içinde.
Gördüğü bu kare, Josef Tobak, karısı Anna ve ailesinin geri kalanının hikayesini anlatan ilk romanı The Ghost Keeper’ın öyküsü olacaktı ilerde.
Tobaklar Yahudi.
İkinci Dünya Savaşı’ndan önceki yıllarda, Viyana ve tüm Avusturya Yahudiler için tam olarak güvenli bir yer değildi.
Avusturya, Hitler’in doğum yeriydi ve bilindiği üzere 1937’de Hitler, iki dev müzik üstadı Mozart ve Haydn’ın ülkesini ele geçirdi. Az bir zaman sonra Hitler, Anschluss olarak bilinen ilhak ile 1938’de Almanya’ya ilhakını sağladı. Böylelikle Hitler ve Nazisi Viyana’ya girmiş oldular.
Tarihin en acı tablolarından biriydi bu devir, çünkü Viyana Yahudileri için bu zor ve ölümcül yılların başlangıcıydı.
Bu zaman zarfında toplu katliamlar, ölüme mahkum edilen insanlar ve onlardan geri kalan sahipsiz mezarlıklar gözle görünebilecek izlerdi.
İşte bu devirden kalan o eski Yahudi mezarlığı Natalie Morrill için ilgi çekici bir hatıra olarak göze çarpar.
Natalie bu sürede babasının diplomatlık görevinden dolayı Viyana’dadır.
Bir konuşmasında o kareyi şöyle anlatır:
“Ailemden birinin beni duvardan, görmem için yukarı kaldırdığını hatırlıyorum. Bütün mezar taşları yıkılmıştı; duvar ve taşlar asma yapraklarıyla örtülüydü. O zaman bana neden kimsenin mezarlıkla ilgilenmediği, neden onların dikenli tellerle ile çevrili olduğu anlatılmıştı. Holocaust’un ne olduğunu anlamaya başladığım zamandı.”
Devam eder Natalie,
“Bu ihmal edilen mezarlar çarpıcı bir fotoğraftı benim için. “Mezarlık hakkında düşünme ve ölenlerin mezarlarıyla ilgilenme” ne anlama geliyordu? Bu gibi sorular, hikayenin tohumlarıydı.”
Bu fikir, onda, British Columbia Üniversitesi’nde yaratıcı yazarlık (Creative Writing) eğitimi alırken yeşerir.
“Romanın ilk girişi olacak kısmını okulda kurgu çalışması sırasında yazdım. Bunu devam ettirebileceğimi düşündüm çünkü bu ilk bölümü yazarken Josef’in sesini farketmeye başladığımı hissettim. Sınıf arkadaşlarımın tepkisi olumluydu ve bu, onu Yüksek Lisans tezi için bir romana dönüştürme fikrine yol açtı.”
“Bir danışman olmadan üstesinden gelebileceğim bir kitap olduğunu düşünmüyordum.” der Natalie.
Danışmanını bulur: Rhea Tregebov. Romanı yazma aşamasında danışmanının etkisini anlatırken der ki “Çok cesaret vericiydi ve bu benim için büyük bir faktördü. Yahudi muktesebatıyla da konuşabiliyordu, çünkü böyle bir geçmişi vardı. Birçok hatırayı edit etti. Beni cesaretlendirme işinde ve aynı zamanda olayları adil, hakkaniyetle ele alıp almadığımı ortaya koyması açısından da cidden çok iyiydi. İhtimal ki tek başıma yapamayabilirdim.”
“Mastır’a başladığımda, tezim olarak bir dizi kısa hikaye yazacağımı hayal etmiştim. Ama açıkça söylemek gerekirse bu hikaye bir roman olmalıydı.” diyor Natalie. Her nekadar hikaye serisi planı olsa da roman nihai kararıydı.
“Önce Josef’in karakteri ortaya çıktı. Erken yaşta, gaybubet yaşayacağı ve onun için sıkıntının ailesinden ayrılması konusu olacağı açıkça belirginleşti,” diyor. Romanın ilerki sayfalarında Josef’in Hitler zulmünden kurtulmak için ailesinden bir süre ayrı yaşadığını sonra Yahudi olmayan bir arkadaşının yardımıyla ülkeyi terkettiğini görürsünüz. Önceleri ona yardım eden bu arkadaşı daha sonra Nazi Partisi üyesi olur.
Morrill hikayeyi devam ettirmek ve romana dönüştürmek için çok araştırma yapar. Bunların bir kısmı nispeten kolay bulunabilecek hatıralardır. Bunlar ona insanların büyük olayları nasıl hatırladıkları hakkında bir fikir verir.
Konuşma arasında bir konuya da açıklık getiriyor Morrill:
Romanının kurgu olduğunu söylüyor ve ekliyor,
“Karakterlerden hiçbiri gerçek hayattaki insanlar değil. Gerçek insanların unsurları var, ama hiçbiri hayattan alınmıyor.” Edebiyatçının görevi de bu değil miydi zaten? Tarihi gerçekleri yazarken bile herkese mal etme adına onu mahallilikten kurtarmak. Morrill, bu süreci araştırırken kafasına soru üstüne soru geldiğini hatırlatır ve Hitlerin zulmüne işaret ederek der ki:
“Örneğin böyle bir durumda affedicilik ne kadar öteye taşınabilir? Bu acı hatıralarla ne yaparsınız? Travma yaratan bir şeyden sonra anlamlı bir hayat yaşama olasılığı nedir?”
Bu sorularda roman kahramanı Josef’in ruhunu yakalayan bir yazar profili bulabiliyorsunuz Natalie’yi dinlerken.
Devam ediyor Morril,
“Bir amaca hizmet etmek için mi karekterler yarattım, bilmiyorum.
Amacım onların gerçek görünmelerini sağlamaktı. Fikir burdan çıktı.”
Romanın merkezindeki mezarlığın bir yansıma, dinlenme ve sığınak yeri olduğuna inandığını söylüyor, yazar ayrıca ve devamında,
“Mezar için “karanlık bir yer” demek istemiyorum. Sanırım böyle düşünmenin bir sebebi, ölümün bir gerçek ve mezarlığın anlam taşıyan bir yer olmasıdır.”
“Holocaust’tan sağ kurtulanlar sevdiklerinin nerede durduğunu gerçekten bilmiyorlar. İnsaniyetin son parçası onlardan alındı.” diyor, hayıflanarak.
Tek bir umut oluyor elinizde, mezarlığın varlığı.
Bunu düşündüğünüzde bir mezarlık, bir topluluğun devamlılığını temsil eden umutlu bir yer.
Morrill, biraz durup düşündükten sonra şunu ekliyor: “Mezarlar daha derin sembolik anlamlar alır. Sonunda Josef taşıdığı yük ile var olmanın bir yolunu buluyor.” Saygı duyulacak hassasiyetini ise şu ifadesinde buluyorsunuz. “Romanı yazmak “materyale saygı duymamı ve ondan bunalmamamı gerektiriyordu. Sesi doğru yakalamak ve karakterlerin net ve anlaşılır olduğundan emin olmak için birçok taslak vardı. Konuyu en uygun şekilde ele aldığımdan emin olmak istedim.”
Sona doğru, “Anschluss, utanç verici ve korkunçtu” diyor Natalie ve ekliyor “İnsanların bundan nasıl kurtulduğu ve sonrasında bununla nasıl başa çıktığı, bu kitabın hikayesini oluşturuyor.”
Natalie Morrill Hayalini gerçekleştiriyor ve tezini bitirip teslim ediyor. Kitabı, The Ghost Keeper, 2015 HarperCollins / UBC En İyi Yeni Kurgu Ödülü’nü kazanır.
Roman kısa süre sonra da kurgu dalında Kanada Yahudi Edebiyat Ödülü’nü kazanır.
Birinci senesinde iki ödül alan bu kitabını tarihe ışık tutan bu romanını okumanızı
tavsiye ediyorum.
Natalie Morril mi?
Şu aralar yeni bir romanı üzerinde çalışıyor.