ÜLKÜ ÇETİNKANAT
Sene 2004, Aralık ayı…
Bursa’dayız…
Bebeler küçük. Evde çok şeker bi bakıcı teyzemiz var. Kızı evlendi, Kayseri Sarız’a gitti. Orada gönüllü öğretmenlik yapıyor. Bi gün bi haber yolladı “Burada kar kış çok fena, çocukların çoğu terlikle geliyor. Kabanları yok, çorapları yok… Yardım… imdaattt!…” diye.
Bana nasıl dokunduysa çıktım evden alışverişe. Üç yaştan on sekiz yaşa kadar her boya en az 80 – 100 kişilik kıyafet, polar eşofman takımları, kabanlar, atkılar, bereler, yün çoraplar, kızlar için saç tokaları ve her boy (toplamda 150 çift olmuştur) kar botları… Bunların bazılarının parasını ödedim. Bazılarının parasını eş dost verdi. Ama çoğunun parasını, ürünleri almaya gittiğim fabrikaların, toptancıların sahipleri karşıladı. Hatta adresi verdim, bi de kargoladılar.
Tokacı çok tatlıydı. “Böyle yüz tane falan lazım” dedim.
“Niye?” dedi, anlattım.
Çırağına seslendi, bişeyler söyledi. Çocuk siyah battal boy bi çöp poşetiyle geldi ve avuç avuç tokaları boca etti. Ben diyeyim 100, siz deyin 200 toka! Saymadık ki! “Borcum?” dedim… “Benim sevap kazanmama mani olamazsın…” dedi. Aldım torbayı çıktım…
Gülüyor muydum, ağlıyor muydum hatırlamıyorum.
Ayakkabıcılar çarşısı vardır Bursa’da. Toptan satış yaparlar. Kar botları almam lazım, daldım içeri. Göz alabildiğine üretim yapan dükkanlar ve bir sürü mağaza sahibi koca koca adamlar alışveriş yapıyor. Kendimi çok eğreti hissettim orada ama işim var, uğraşamam şimdi bu duyguyla… 36-43 numaralar arası neredeyse 100 çift botu parasını ödeyerek hallettim ve üreticiden adrese kargo sözü alıp çıktım. Ama küçükler için yoktu bot orada. Hani 30-36 arası gibi numaralar… Dolanıyorum çarşıda… Bi vitrinde minik bi bot gördüm (ama sadece o botu gördüm vitrinde, diğer hiç bir şeyi farketmedim). Direkt daldım dükkana sevinçle!… Ama içeri girip de raflardaki ürünleri görünce “Haaa pardon, yanlış girdim ben galiba…” deyip kapıya yöneldim (içeride ve vitrinde ancak sahne sanatçılarının giyebileceği frapanlıkta allı pullu, işli taşlı çizmeler var zira) Hayal miydi o minicik bot böyle bir dükkanın vitrininde?… Neydi ki onu bana gösteren?
Hayal kırıklığı yüzüme nasıl yansıdıysa içeride büro kısmında oturan bey fırladı geldi ve sordu “Siz nasıl bişey bakmıştınız?” Çok yorgundum… Galiba yığıldım sandalyeye, anlattım işte olanı biteni. Adam elemanına söyleyip arkadan bi yığın kutu getirtti. Dedi ki “Ben bunları satmıyorum, bunları hayır yapmak için almıştım, 36 numaradan küçük çocuk botları var burada, 45 çift. İşinize yarar mı?.”
Ahhh!… Küçük bir hıçkırıkla karışık, dedim “Yaramaz mı?!.”
Aldı adresi kargoladı adam.
O sene, bir hafta içinde onlarca koli ve hurç dolusu malzeme yığıldı o köyün okuluna. Güzel kızımız, hepsini elleriyle dağıttı, giydirdi öğrencilerine. Hatta öğrencilerin evdeki küçük kardeşlerine, bebeklere, hamile annelere bile bi sürü şey ulaştı. Kızlar eskimiş çorapların bilek lastiklerinden saç tokası yaparlarmış. Bi dünya cicili bicili tokayı ömürlerinde ilk defa görmüşler. Delirmiş hepsi!… O kadar mutlu olmuştum ki, anlatamam!… Kendim için alışveriş yaparken assslaa pazarlık yapamayan ben, o çocuklar için (bedava aldıklarım ve bağışlananların dışında) para ödediklerimi de hem maliyetine almış hem de kargolatmıştım. Pek çok kişiye yayılan bir iyilik hareketine dönüşmüştü. Ama baş kahramanı bakıcımızın kızı… Mutluluktan havalardaydı. Köyde bir kahramana dönüşmüştü.
Derken, birkaç hafta sonra “Aileni ziyaret et” diye okul tatilinde eşi (askerdi) onu Bursa’ya yolladı. Hafta sonu kalıp dönecekti… Ama bir gece bakıcı teyzemiz feryat figan bizi aradı. Evin içine buz gibi bir bomba düşmüştü gelen haberle! Kayseri’de kalan damat silahıyla beynini patlatmış, intihar etmiş! Kızcağızı da o nedenle yollamıştı belli ki…! Madde bağımlısı olduğunu düşündüren kitaplar çıkmış eşyalarının arasından. Kızcağız bilmiyormuş durumu. Ne trajediydi yaşanan! Kızcağız aldatılmış, terkedilmiş, yıkılmış, darmadağın olmuştu.
Dedim ki “İyiliklerin seni korudu. Ya sana da kıysaydı?! Ya hamile olsaydın?!… Hiç de şirin bir durum değil tamam ama bu ağır trajediyle belki Allah, seni beterinden çekip kurtardı”.
Tabii atlatması yıllar aldı. Şimdi evli, mutlu… Kendi gibi yaralı birini seçti evlenmek için. Sardılar birlikte yaralarını…
Demem o ki; iyilikler asla karşılıksız kalmıyor; kötülükler de… Bilmediğinizi sanıp, arkanızdan iş çevirenleri Allah size bile hissettirmeden öyle güzel terbiye ediyor ki… Hiç bir şey boş değil!. Allah’ı tam yanıbaşımda hissettiren, sessizce taşları nasıl da yerlerine koyduğunu gösteren, sayısız ibretlerden biri… Bize belâ gibi görünen şeyler, belki daha beterlerinden bizi koruyan engellerdir.
Öyle işte…
Allah’a emanet olun…