Dilara
Vakit, sanki arkasından atlılar kovalarmış gibi geçiyor baba!
Ama onca saat koşar adım giderken ileriye, ben senin bana sarıldığın bir anda takılıp kalmışım.
Kokunu dondurmuşum uçup gitmesin diye…
Yüreğimi saklarken yıllar öncesinin altına, içimdeki küçük kızı da ona emanet etmişim.
Duvarlarımı biz rengine boyadım baba!
Sen güzde gittin diye… Kalbime özlem kokusu değince taktım kaseti, sardım günleri geriye.
Yere dökülen yaprakları görünce sen sızıverdin bedenime.
Isınıverdi içim tüm benliğiyle.
Ben unutmadım baba! Ne mümkün seni unutmak!
Seni önemsememek ne mümkün baba! Hem de kızın olmayı delicesine özlemişken…
Belki geç kaldım biraz, geç kaldıkça utandım zile basmaya, ben utandıkça vakit geçti.
Böyle böyle yok ettim kendimi. Ama seni de, yüreğimle, içimdeki küçük kızla saklıyorum babam!
En zoru içine akan gözyaşlarıymış sanki.
Böyle boğazımda yumru gibi kalıyor, kilitli!
Hem anlatamıyorum da! Anlatsam da kim dinler sahi?
Kimsenin kendini dinlemeye bile gücü olmadan dahi.
Ne çok konuştum yine! Seni sana anlatamadan…
Sesimi sana duyuramadan ne çok bağırdım baba!
Ne çok ağladım gözyaşlarım akmadan.
Ne çok bıçak yarası var ruhumda görünmeyen…
Ah be babam…! Bir bilsen!…
Bir bilsen ne çok kanadı kanatlarım dokunamadığım parmaklıklar ardından.
Yollarımız kesişsin isterken, ağardı gözlerim.
Artık orta yolda buluşalım babam! Artık buluşalım…!
Bu yazıyı bu hisleri ”Baba’ hasreti çeken ve çekmeyle mühürlenmiş kalpler ancak en iyi anlar. Onlar da okurken ağlar bu yazıyı. Her ”babam” ifadesinde içlerinden tarifsiz bir acı geçer. Hem de sağlam sandıkları yanlarını da delerek. Ben de babamı çok özleyeceğim. Artık o doğarken nişanlandığımız ölüme kavuştu. Bize, veda bile edemeden alelacele gidiverdi. iyi ki ahiret var. Kavuşmak artık ötelerde.
Yüreğinize sağlık…