Handan Tunç
Ben, seninle bir gün, tanıdık bir şehrin tanıdık bir sokağında,
bir köşe başında karşılaşma ihtimalini düşünerek ayakta duruyorum.
Ben, seni gördüğümde gözlerimden kalbine akıtacağım sevginin sıcaklığını gönlümde besleyerek
ayakta duruyorum.
Ben, beslediğim sevgimin, sana ulaşamayacağını, kalbinle buluşamayacağını, usul usul düşünmeye başlayan aklımı, kupkuru ağacın rengârenk tomurcuk açan dallarına bakarak ikna edip ayakta duruyorum.
Ben, kafamdaki ümitsizliğe yüreğimdeki umutlarımla savaş verirken; gri bir gökyüzünden yağan yağmurun ardından, masmavi gökyüzünü âdeta renk cümbüşüne çeviren gökkuşağının varlığıyla ayakta duruyorum.
Ben, her doğan güneşe, her yeni mevsime, her açan çiçeğe bakarak, bir bahar mevsiminde, kucağımda bir buket papatyayla bir seher vakti sana geleceğimi hayal ederek ayakta duruyorum.
Ben, gözüm kapalı, İstanbul, seni ve içindeki sevdiklerimin gülüşlerine sarılırken, Van’a uzanan en kısa, en uzun, en aşılmaz, en deli, en renkli zamanı hayal ederek ayakta duruyorum.
Ben, biliyor musun ey can memleketim?! Ey en büyük gurbetim! Ey aşamadığım özlemim, ey yaşadığım her bir şehrini ayrı sevdiğim! Sana geleceğimi ümit ederek ayakta duruyorum!…