Sinem Der Ki
Bugün günlerden pazar olsa!
Yıllardan 90’lar…
Güneşli bir sabaha, köşe başı bir apartman dairesinde uyansak
İstanbul’un gürültüsü yine kapımızın önünde olsa!
Kahvaltıda, yer sofrasında, bütün aile buluşsa!
Uyuyan sobadan daha yeni çıkan tereyağlı ekmeklerin kokusu odayı sarsa…
Borularda ıslak çamaşırlar,
Güğümde kaynayan su,
Ve bir demlikte taze çay olsa!
Babam, gazetesini istese,
Annem sofrayı kurun dese!
Ben mandalina kabuklarını yaksam,
Tek kavgamız ekmek almaya kim gidecek olsa!
Bakkal dönüşü ip atlayanları görünce,
Yine yumurtaları soğutup dalsak oyuna!
Siyahtan maviye yeni geçmiş önlüklerimiz akşamdan hazırlansa,
El emeği yakalıkların yerini hazırları almasa!
Ciltli kitaplarımız, kokulu silgilerimiz, kenarlarını rengarenk süslediğimiz güzel yazı defterlerimiz,
çantaya konsa…
Dantelli, beyaz çoraplarımız yine çabucak yırtılsa,
Dans ederken, bildiğimiz tek yabancı şarkı Lambada’yla!
Ödevler bitmiş, tırnaklar kesilmiş,
Banyolar çoktan yapılmış olsa!
Hacı Şakir kokulu el öpmeler ve “sıhhatler olsun!”lar birbirine karışsa…
Akşam tvde ibo show açılsa,
Ahmet Kaya, Barış Manço, Kemal Sunal konuk olsa!
Ahmet Kaya mikrofonu eline alıp,
“Ağlama bu günler gelir de geçer babam,
Ağlama bu dertler elbet biter babam,
Ocaksız köylerimde dumanlar tüter elbet,
Ben yandım siz yanmayın Allah aşkına!”
dediğinde,
Biz yine türkülerin derdini hiç anlamasak,
Acıyla tanışmamış olsak!
Sonra Barış Abi bize;
“Sabret gönül sabret, sakın isyan etme,
Bir gün elbet bitecek bu çile, isyan etme!
Dört kitaptan başlayalım istersen gel söze,
Orda öyle bir isim var ki; kuldan öte, kuldan ziyade…
Onu düşün, Ona sığın, O senden öte benden ziyade…” dediğinde,
Bizim aklımız çengel bulmacada olsa!
Kemal Sunal’ın, daha yüzünü görünce bile gülmeye başlasak…
Kocaman evlerde, birbirinden habersiz,
Ayrı ayrı ve geniş geniş odalarımız olmasa,
Ama içimiz geniş olsa!
Yün yorganlarımızı güvenle üstümüze çekip,
Birbirimize şarkılar söylesek…
Sonra huzurla, kaygısız bir uykuya dalsak,
Ve dünyanın bugünkü hâline,
Rüyamızda bile rastlamasak…!