SİBEL IRMAK
Zaman diye bilinen uçsuz tünelde,
72’den beri göçerek geldim.
Sen ‘’OL’’ dedin; yekpare oldu kainat,
Ben de o hengamede, oldum da geldim.
Oldum demek yakışmadı, olmadım henüz,
Geceyle gündüzü etmedim ters-yüz,
Baharlar aynı bahar, güzler aynı güz,
Sağımı solumu şaştım da geldim.
Dört başı mamur gezerdim yerde,
Parça parça oldum şimdi çöllerde,
Her yanımdan biraz keder derdim de,
Mahzunca boynumu büktüm de geldim.
Ne güzeldi ilk yola çıkışlarımız,
Nemli gözlerle âtîye dalışlarımız,
Bitmedi, bitmeyecek umutlarımız,
Çeyiz gibi heybeme koydum da geldim.
Hani kırmızılı bir kızçe vardı,
Üşüdüm, yoruldum diye ağlardı,
O ağladıkça benim içim yanardı,
Gözyaşım şahidim, aldım da geldim.
Gökhan hoca Açıkkollu, arar hakkını,
Vermediler Gülsüm’e ilaçlarını,
Daha nicelerinin feryatlarını,
Duyarsın, şahitsin… bildim de geldim.
Görüş yollarında kaybolan canlar,
Arşı titretiyor edilen ahlar,
Görülür hesabı, elbet vakti var,
Tecdid-i iman eyledim geldim.
Ah! O dostların susması yok mu?
Vefasızlık desem acaba çok mu?
Çokları aç iken bazısı tok mu?
Lokmaları boğazıma dizdim de geldim.
Sevdiklerini yanına aldın, hep bir bir,
Geride biz kaldık acep nedendir?
İnan Rabbim, nefsim senin bendendir…
Gidenlere yetişemedim, koştum da geldim.
Mucib(cc)’sin, kapından kovmazsın zinhar,
Şu satırlarım ahirette delil olsunlar,
Yolundan dönmez, yola başın koyanlar,
Efendim(sav)’in şefaatini umdum da geldim.