SİNE ELİF
Nasıl dayanıyorsun kızım?” diye sormuştun anne. Cevabı bilenen soruları cevaplamak niye bu kadar zor Allah’ım? Çenemde bir zelzele, anne. Senden kalan. Dudaklarımda bir serçe var, duygularım harfe bürünürse çatlayacak kalbi, biliyorum. İki damla düşüyor eteğime, tuzunda yanıyorum. Dayanamıyorum anne. Her şey, herkes çok uzak. Ben kilometreleri saymıyorum anne. Ben yılları sayıyorum uzaklık diye. Yirmilerimin başlarındaydım giderken şimdi yolunu yarılamış küçücük bir kadınım. Miniciğim anne. Hâlâ dizinde yatışlarımı hayal ediyorum. Gözlerimi kapatıp şahlanmış bir atın üzerinde hayallerime uçmayı dilediğim gündeyim. O günü hatırlıyor musun anne? Yavrumun yavrusunu uyutayım da yavrumla uyuyayım demiştin hani. Ellerin saçlarımın arasından akarken neler düşündün anne? Kahverengi bukleleri parmağına sararken, beyazlayan saçlarımı okşayamayacağın aklına gelir miydi? Şimdi söylesem saçlarımdaki yıldızların sayısını üzülürsün anne. Çok üzülürsün. Bizim saçlarımız ağarmaz ki dersin. Çenendeki küçük benin titreye titreye döker gözyaşlarını. Anneannenin bir tek beyazını görmedim derken, yaşmağın yetişemez incilerini silmeye. Oyaları dökülür örtünün. Sen çiçekleri serpmeyi iyi bilirsin anne, üzülme. Seni bunca sene göremeyeceğimi bilmediğim o gün, sana sımsıkı sarılıp tam arabaya binerken bana niye bir daha sarıldın anne? Neydi beni kolumdan çekip göğsüne bastırdığın o hissin adı?
Kalbini avcumun içine bırakmış gibiydin anne. Titriyordun. İyi ki bana bir daha sarıldın anne. Sardın, sarmaladın beni. Yoksa ben nasıl dayanırdım on yıl. On koca yıl. Dünya, Güneş’in etrafında dönmüş defalarca. Karlar yağıp erimiş, fidanlar ağaç olmuş, bebekler çocuk, yeniler eski. Dedim ya anne ben kilometre ile değil yıllarla ölçüyorum hasretimi. Dünyayı kaç yılda gezebilirdim anne? Düşünsene, sana dünyayı dolaşmaktan daha uzağım. Bana kızmıyorsun değil mi anne? Sana, senin istediğin gibi özlem cümleleri kuramadığım için. Hani sana “gel” demiştim. “Gelemem, özlemine alışıyorum ya hasret giderip bırakamazsam o zaman nasıl dayanırım?” demiştin. Ya dönemezsem ama dönmem gerekirse. Seni seçemezsem. Ne acı anne. Birbirimizi seçemeyişimiz, sarılıp uyuyamayışımız, öpüp koklayamayışımız.
Dayanamıyorum anne. Her pazar kahvaltısında içimde suskun bir çocuk. Uzamayan çay fasıllarının lâl kızıyım artık. Hayatı buklelerinden kıl payı yakalamış olsam da eksikliğinin hüznü sevinçlerimi buduyor. Bahar uğruyor da tohumlarım hep uykuda anne. Dayanamıyorum anne. Siz orda kalabalık sofralara çay taşırken, tabağımda gide gele bayatlayan kurabiyenin yalnızlığı içimi kemiriyor. Coşkulu bayram temizliklerinize karşılık bir avuç toz bulutu verebiliyorum genzimi yakan. Bayram sabahlarımı da apar topar gittiğim bir restoranta sıkıştırıyorum. Dayanamıyorum anne. Dünyayı görmeye gidecektim ben. Dünyadan koparılmak değildi niyetim. Keşke bir takvim verebilsem anne. Çayı koyun, geliyorum desem.
Dayanamıyorum anne. Seni ne çok özledim bir bilsen. Bir söyleyebilsem. Hep dudaklarımdaki serçeden. Seni çok özledim anne.