Seyfullah Sacit
“Güç savaşında günün galibi kim? Kim daha çok söz söylerse mi
kazanıyor bu savaşta? Susmanın hakikatine eren yok mu?”
Kışkırtıcı onca şeyin ortasında ses bulutları ile çevrilmiş zamanın içinde hakikate ulaşmak kadar zor bir şeye daha denk gelmedim. Gerçekliğin bir o kadar sanal olduğu bu çağda yaşamaktan nefret edercesine; kulağımı, gözümü ve ağzımı koruma noktasındaki acizliğimi fark ettiğim bu anların içinde bu asrın en zor asır olduğunu idrak ettim. Kaç kırkıncı gün geçti bilmiyorum. Kırklar üzerinden bile kırk gün geçti. Ben hala değişim rüzgârlarına rastlayamadığım için gitgide tükenen ümidimi sorgular buldum kendimi. Söyleyin bana ne zaman terk edecek gıybet denen gulyabani bizi… Ne zaman lanetlenecek iftira denen illet?
Kardeşlik, isar ruhu…
Seslerin ortasında kayboldu bayım. Güç savaşında günün galibi kim? Kim daha çok söz söylerse mi kazanıyor bu savaşta?
Susmanın hakikatine eren yok mu? Benliğinden başka bir şeyi düşünmeyen, kendini adanmış addeden insanların verdiği zarar kadar kim sana zarar verdi daha önce? Söylesene bayım! Adandım deyince gerçekten kendini adamış oluyor mu insan davasına? Bir kaç zaman içinde yemediğin iftira, yapılmayan gıybetin kalmadı. Tertemiz değilsin elbet… Üzüldüğün nokta temiz sandığın insanların bu şekilde kirlenmesi değil mi? Hani kardeştik sorusunu daha kaç kere soracaksın gece vakitleri? Kaç gün daha ağlayacaksın bu hicran memleketinde? Ne çok soru sordum değil mi bayım? Ne çok cevapsız kelimeler bütünü bu içinde bulunduğun ahval. Vefa mı demişti birisi? Hani bize menkıbeler anlatıp hadi koşturun diyenler.
Yoksa gemiyi ilk onlar mı terk etti? Neredeler? Hani kardeştik biz? Korku cumhuriyetinde direnişin adı korkmak olmamalı. Direniş, inadına koşmak olmalı…
Söylesene bayım! Koşanlarla haşrolmak istediğin ortadayken niçin korkanlardan oldun?
Sonunda boş bir lakırdı diye okunacak olan bu yazdıkların kimsede bir heyecan uyandırmıyorsa var sende yazma bayım! Yazma! Sükût bürünsün simana… Sessizce git bu zamanın ortasından. Kimseler duymasın ve bilmesin seni. Bir garip olarak geldin, bir garip olarak göç git bu dünyadan… “
“Koşan yok, sine biryan, sesler garip
Ey yolcu bu dünyada ancak oldun mihman
Görüntü yok, Dide giryan, zihinler garip
Bilmem hangi zamandan geldin, oldun mihman
Gönül yok, akıllar nemrut, kalp garip
Bir bilinmezin içinde kaldın, oldun mihman”