EMİLY YARAMIŞ
Kapağındaki yeşil perdesi ve içeriğin başlıklara yansıdığı, bir çoğumuzun tanımadığı bir dünya ya yolculuk yapılıyor bu sayıda. ‘Politik kavgalar arasında susturulmuş bir medeniyet; Kürt Edebiyatı. Bir aşk destanından redd-aşk destanına(zembilfroş)
Dili, dini, rengiyle bir ırkın politikaya malzeme edilerek harcanması ne vahim bir durumdur. ‘Kendi coğrafyasında öteki olanın, sürgün yaşadığı coğrafyalarda öteki olması normal değil miydi ki zaten?’ diyen yazarımız vatansızlığı daha nasıl betimleyebilirdi!
Yıllarca Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi sanki Türkiye Cumhuriyeti devletinin arızalı birer uzvu gibi tanımlandı hep. Ve biz, saf dimağlar, çocuklar ve gençler, Kürtleri düşman belledik. Yazıklar olsun iftiralara kurban giden zihinlerimize! Anlayamadık hiç!
Kendi dilleri ve kimliklerini söyleyerek öykü, şiir ya da roman yazmaları mümkün olmadı yaşadıkları devlet ve toplum tarafından yargısız ya da yargılı infaz edildiklerinden.
Kürt edebiyatının yarım asır evveli var Türk edebiyatından. Kutadgu Bilig, Divan-ı Lügati’t-Türk denilince zihnimizde tanıdık şeylerdir. Lakin Dubeyti Divanı ya da Deftere Dewdani tanıdık değiller.
Kürtler de Türkler gibi beylikler olarak varlığını devam ettirmişler. Osmanlı döneminde siyasal dalgalanmalarla Türklerle bağları zayıflayan uzunca bir dönem olmuş. Ve Türkiye Cumhuriyetinin Latin harfleri kabul etmesiyle Kürtlerin kendi dillerini kullanmalarına yasaklar getirilmiş.
‘SİYABEND’İ XECE’ nin hikayesi oldukça mahzun, garip ve acımasız. Ah Xece! Neye üzüldün de ağladın. Siyabend’i gönülden dağladın. Gözyaşına dayanamadı, kılıcını, kalkanını kuşandı. Ok ve yayını da unutmadı. Olanca hızıyla geyiklere yetişti. Boynuz olanı, Siyabend’i uçuruma aşırdı. Ahh Xece! Garip Xece! Yandın derdine sevdalının, vardın saplanan oka. Saldın sende kendini, vuslat ecelde gizliydi.
ZEMBİLFİROŞ, karşılıksız aşkın ve Yusuf misali aşka daveti kabul etmek yerine ölümü seçen bir genç ve ona ona aşık olan hatunun acıklı sonunu anlatıyor.
‘MAVİ GİBİ SERİN’ şiirinin esintilerinden sonra ‘BUKA BARANE’; Çocukların topladıkları ürünlerle bereket talebi. Bereketin kaynağı, yağmur duası gibi.
‘YORGUNUM BİRAZ’ şiiriyle tükenmeyen ümit varken, ‘JASİEL’ şiiriyle yüreksiz yüreklerin iniltilerine dudak bükmesini hicivleyerek belki bir dudak titremesine benzeyiş. Ve iç geçişlerin esintisiyle ey ömür! Geç bakalım tutsak duygularımızla zihnimizden!
‘ŞIPSEVDİ KALBİM’ şiiriyle sen de yoruldun, sen de kurtulmak istiyorsun ama aşkın bezminden kaçılmaz. Deryaları aşsan da kaçılmaz ey yolcu!
‘DÜŞÜN’ diyor şair, ‘yaz o zaman’ diyor okur. Yazmaya sevk eden okur düşünüşü ilginç.
‘KADIN VE KALEM’ çok kısa ama anlamı pek uzun ve manidar. Bakmakla, görmek. Bilmekle, bulmak başkaydı çünkü. Sustu, içini çeke çeke!
MUHTEŞEM’E MEKTUPLAR okuma aşkının tasvirini capcanlı ortaya koymuş.
‘GALOŞLAR’ hikayesi ile bir babanın kendisi ve oğlunun kaderi hakkında bağ kurmasını ve vicdan azabını hissedeceksiniz.
‘ŞÜPHE’ ile ihtimallere uzanmanın ve ‘ADI DÜŞLERİMDE SAKLI’ ile aşkın nirvanasında gezinmenin tutkusunu yaşayacaksınız.
‘BENİM ŞAİR NENEM ’ hikayesinden sonra ‘YALNIZLIK’ şiirinin tek başına yaşamın ağır hassasiyetini hissedeceksiniz mısralarında.
Ve ‘UMUT’ etmek için hayallerine sımsıkı sarılarak teselli bulan yürekler ‘GERBERA’ ile asaletin şükrünü sunuyor dimağlara.
Asalet demekmiş Gerbera. ‘Sen olmasaydın’ derken şair, ben olamazdım diyesi geliyor insanın.
‘BENCİL’
‘-Nasılsın? sorusuna illaki, – ‘İyiyim’ demek zorunda mıyız? Hal ve ahvalini azıcık betimlemek isteyene kıyas usulü haddini bildirme, şükürsüz damgası vurmak gibi gösterilen tepkiler. Buna da bir tepki göstermek var bu yazıda, ‘acılarınızı dile getirmek istemeniz , başkalarının acılarını yok saymak değil, kendimizi yokluğa düşürmekten kurtarmaktır.’ demiş.
‘Sahiden nasılım ben? iyi miyim, kötü müyüm ya da sadece bencil miyim?’ İncecik bir tül perdesi. Ar perdesi gibi!…
‘ARAYIŞ’ kıvranışlarının pişmanlıklarla bütünleşmesi ve çıkmazlarıyla baş edemeyince kendine af yasası çıkarması. Bir divanenin serzenişlerini hissedeceksiniz bu yazıyla.
‘PİŞMANLIK’ bir albayın hazin hikayesiyle, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşayan insanların ne şartlarda geçimini sağladığı, koskoca ülkenin kendi toprağında ikilik yarattığı, Kürt halkına kendi kimliklerini yaşama hakkı vermeyip, türlü oyunlarla kötü olmaya zorla teşvik ettiklerini sonradan öğrenen subayın ölmekten beter pişmanlığına şahit olacaksınız.
‘SÖYLEYEMEZ’ bilinmezler kıvranırken kaderin cilvesinde. Güzel bir şiir.
‘SEN DE GİDERSİN’ denilerek yaşamının sonu çizilmiş. Bir gün gideceğiz belki de geldiğimiz yere…
‘YÜZÜMDEKİ TEBESSÜM’ olmak istediğim, kalmak istediğim benlik!
Ve daha nicesi.
Bir dergiyi okumak, sezmek ve süzmek kendi dimağımızda hemen hemen birbiriyle benzeşen konularda bir bütünlük çerçevesi oluşturuyor. Bakış açımıza yeni deneyimlerle zenginlik katıyor.
Bilinmeyeni bilmekten ziyade bildiklerimizi başka görmeye başlayınca hayat merdiveni biraz daha rahat inilip çıkılıyor sanki.
‘Emeksiz yemek olmaz’ demiş atalarımız. Bu yemekte tuzu olan herkese teşekkürler…