EMILY YARAMIŞ
Gerçekliğin gizeminde geziniyordu yıllardır. Aradığını bilse belki bulacaktı. Sadece gerçek olsun istiyordu. Nefes almak gibi. Gerçek…
Duygusuz duygularla alaşağı etmişlerdi hayatını. Hislerim güçlü derken bile ahmaklığın pazarında akıl arıyordu.
Akıllı olmak neydi?
Başkaları hakkında kötü senaryolar üretmek miydi? Ya da söylenen her söze dayak atar gibi karşılık vermek mi? Masumiyetin bedeli neden hep bu kadar ağır oldu? İçten gülmeler, iyi niyetler neden kabul görmedi şu fani dünyada. Kazananlar, kara yazı yazanlar oldu. Hiçliğin mertebesi hiç bu kadar aşağılanmamıştı. Dini argümanların nefret unsuru haline gelmesi bu yüzyılın en acımasız belası oldu. Ruhlar darmadağın, hisler felç geçirdi. Ebediyet duygusu belki de ebeden yok oldu. Hesaplar hep üç beş günlük zîhayatın peşinde sıralandı.
Dimağlar aç, zihinler karmaşık, hayaller hüsran oldu.
Tüm kötü ve kötülükler alabildiğine hadsiz ve sırnaşık…Kendinden emin ve bir o kadar hodgam. İşte bu kötüler ve kötülükler resetledi tüm saf dimağları. Algılar değişti, nöronlar çöktü.
Benliğin sarmalları ters düz edildi. Varlık, var olmanın tadıyla zehirlendi.
Benlik, ben olmanın gurbetinde kıvranıyor. Heyhat, ne yaman çelişkiler armonisi.
Beklenen, dilenen, istenen belki de en çok hayal edilen değerli olduğunu hissetmekti. Bir değerlilik yaşamak istiyordu. Sevmenin karşılığı sevilmek olmalıydı. Sevmek, pişmanlık olmamalıydı.
Pişmanım! Her şeyden. Yaşadıklarımdan, yaşayamadıklarımdan. Sevip de sevemediklerimden. Gönül saraylarımı talan edenlere içimden ‘Ya Sabır!’ deyip, kimseye birşey demeden arkamı dönmekten. Dönek olmaktan pişmanım.
Yüreğimin inci tanesini değersizleştirmekten, kalbime kilitli bir kara sevda biriktirmekten, aşkımın lezzetini zehirleştirerek yudum yudum içmekten, pişmanım! Düşlerimi dolduranı düşlemekten korktuğum, bedenimi ve ruhumu hep incittiğim için pişmanım.
Asayı yere vurup tüm büyüleri alt üst eden Musa’nın Rabbi, Nuh’un oğlu Sam’ı dirilten İsa’nın Rabbi, parmağının işaretiyle ay’ı ikiye bölen Muhammed (sav)’in Rabbi benim de Rabbim. Onun ihsan ve sevdasına layık olamadığım için pişmanım.
Geceleri uyumayan gözlerimin bekleyişi, sessiz arayışlarımın tek adresi kendi benliğimde gizliydi. Peşi sıra düştüğüm hayallerim nirvanaya ulaşmışken zihnimin labirentlerinde raks eden çaresizlik vaveylasına müptela oluşuma pişmanım.
Ruhumun zincirlerini bir bir parçalayan zikir atmosferini bırakıp deryalarda süzülen zindanlara heves ettim. Hissiyatım heveslere kurban gitmiş. Heyhat ne garip, ne tezat bir vazgeçişmiş.
Ak mıydı? Kara mıydı? Hangi duygu ve düşüncelerin sarhoşluğu yahut disipliniyle karmakarışık kaoslar içinde yıllarca debelenip durdum.
Bazen bir sinema izliyormuşcasına yaşadığımı zannediyordum, bazen de hiç nefes almıyormuş gibi ölü olduğumu. Hislerin bağrında çok elem dövülür de mübarek dövüle dövüle övülesi olamaz işte. Harmanlanır tüm garip gureba duygular. Hallaç pamuğu gibi sinemize öyle bir musallat olur ki akıl denen zemberek yüksek voltajlarla kendini ortaya koymazsa vurdumduymazlık zannedilen haller kaoslar çemberinde derin yaralar teşkil eder.
Bilmez insan kendini
Gerçeğini deli gibi sevdiğini
Arayışlarda bocalar durur
Bulamadıkça savrulur
İçer sabahlara kadar
Sarhoşluğunda boğulur
Ağlar hiç durmadan
Gözyaşına sığınır
Salar dağlara kendini
Yorgunluğuyla avunur
Yazar, çizer, boyarda
Yine de tarifsizdir bendi
Bilmez insan kendini
Rabbini deli gibi sevdiğini
Bilmez insan kendini
Aşkın burçlarında eridiğini.
İnsan kimyasının alfabesi oldukça karışık olmalı. Sürekli dağılan dimağlar, bakışları bulanık dalgın similar, yeryüzünü adımlarken hissizleşen halleriyle göze çarpan nadanlar, pişmanlık ateşine ne zaman uğrarlar?
Ah kalbim ah! Ne de garip kaldın şu alemde! Dert biriktirdin içinde dermanları duaların da saklı olan. Elem dolu yıllarını temcid pilavı gibi aşındırdın durdun. İki kelamın biri
-Niye?
Aslında cevabı içinde gizliydi.
-Kader!
Ve aşınmış onca anlaşılamama duygusu. “Yeter artık!”ların tükendiği, yeis bataklıklarının kurusa dahi hâletiruhiyesiyle görevini idam ettirmesi. Kör olası yalnızlık denildikçe kalabalıklar arasında tek başınalık. Pişmanlık yasasında af var mı bu çaresiz yalnızlığın?
Derin bir kuyudur kimsesizlik!
Hayata kolsuz kanatsız tutunmaya çalışmak, baykuşlara bayram olan şu yalan dünyada. Ve vakarlı duruşlar sergilemek sızının en dibinde gezinirken. Ölümün sessiz çığlığını bile ritmik enstrümantal sezgilerle muştu nidasıdır zannetmek. Muştuların pişmanlığında süzülmek şükürlerle!
Ağır bedeller çoktan ödenmesine rağmen lütufların esrarengizliğini hazmedememek. Ve şuursuz sorularla sorgulamak elemin içinde, yüreği kanayanları. Görünmeyen yaraları hafife almak. Pişmanım ey hayat gereksiz yorgunluklarıma. Acıyor yüreğim çok acıyor!
İnsan sevgisinden dolayı neden horlanır ki?
Kâbuslar ülkesindeki karanlıklar şehrine yakalanma korkusuyla girmek rüyalarında. Gurbetin acısını şerbet diye içmek her anında ve darağacına gönderilen hazımsız hislerle başedebilme tutkusu. Ve işte pişmanlıkların yeni arayışlara vesile olması.
İlki pişmanlık yasası. Kendi ruhuma. Özüme ithafen;
Öyle varsayımlarla düşünemem seni,
Yanılırım.
Öyle çelişkili hesaplar yok aklımda,
Bunalırım.
Öyle darmadağın bir hikaye bu!
Ezel ebed yurdundan hediye!
Öyle rol yapamam yani,
Saçmalarım.
Öyle doluyum ki!
Anlıycan.
Kehribar edalım,
Gökkubbe sığınağım.
Yüreğimin inci tanesini değersizleştirmekten, kalbime kilitli bir kara sevda biriktirmekten, aşkımın lezzetini zehirleştirerek yudum yudum içmekten, pişmanım! Düşlerimi dolduranı düşlemekten korktuğum, bedenimi ve ruhumu hep incittiğim için pişmanım.—çok aşırı güzeldi. çok güzel, içten ve direkt kaleme dökülmüş anlatılmak istenenler. tebrikler.