DİLEK KARA
Geçenlerde görünmez bir “bencil” etiketi yeme şerefine nail oldum(!) Halbuki tek amacım gerçekte nasıl hissettiğimi göstermeye çalışmaktı. Bana hatrımı soran ve uzun zamandır görüşemediğim dostuma, refleksle: “ İyiyim.” demek yerine içimdeki fırtınaları bir nebze olsun dindirebilmek adına başladım dört mevsimimi anlatmaya. Ne gördüm yüzünde biliyor musunuz? Anlattıklarımı “Hadi canım, bunlar da dert mi?” diye küçümseyen alaycı dudaklar, söylediğim hiçbir şeye katılmayan yukarı kalkık kaşlar, anlattıklarımın içinde bir bit yeniği arayan dedektifvari kısık gözler ve söylediğim her şeyin birinden girip diğerinden çıktığı kulaklar…
Yine de anlatmak, paylaşmak istedim. Çünkü “İnsan, insanın yükünü alır.” sözü, sırf benim niyet okuyuculuğum yüzünden heba olmamalıydı. Henüz konuşmamın ortasına gelmişken: “Canım, haline azıcık şükret bence” diye başlayan cümle, halimin ne kadar güllük gülistanlık olduğunu ve de niyet okuyucu olmadığımı fark etmem için kafama vurulan bir balyoz hükmündeydi. Kafama yediğim balyozun çıkardığı sesler dışında başka sesler de vardı ibretlik hikayelerle dolu:
“Sevda, bir yıldır çocuklarıyla gurbet ellerde kocasına kavuşmayı bekliyor. Sen en azından ailenle bir aradasın. Bizim Kasap Ali yıllar sonra bir çocuk sahibi oldu ama bebek doğduğundan beri sürekli hastanedeler. Doktorlar da bir sebep bulamıyorlarmış. Maşallah senin üç tane sapasağlam çocuğun var. Hem duymadın mı? Osman’ı on beş yıldır çalıştığı iş yeri ekonomik kriz var diye geçen hafta kapı dışarı etmiş. Çok şükür ikinizin de her sabah gittiğiniz bir işiniz var. Çok uzağa gitmeye ne hacet? Bana bak, kocamın ihanetiyle, iki çocuğuma rağmen yirmi yıllık evliliğimi bitirdim. Senin kocan, Allah var, evine ve çocuklarına bağlı, eli işte gözü oynaşta değil!”
Meğer ne çok şükretmem gereken bir hayatım varmış…. Bunları düşünürken ne kadar bencilce davrandığımı fark edip kendime bir de ben okkalı bir tokat atacaktım ki durdum ve başka yerden gelen bir sese kulak kesildim. Belli ki canı çok yanmış birinin sesiydi. İyice odaklandım. Karşımda oturan arkadaşımın şekilden şekle giren yüzü ile duyduğum ses senkronize değildi. Daha dikkatli dinlemeye başlayınca tanıdık bu sesin, içimde isyan bayrağı açan kendi sesim olduğunu ancak anlayabildim. İsyanı ayyuka çıkmış ve arkadaşımın sesini iyiden iyiye bastırmıştı. Söyledikleri bir manifesto niteliğindeydi. Çünkü ulaşmak istediği sadece ben değildim.
Herhangi biri size nasıl olduğunuzu sorar ve ‘bugünümüze de şükür!’ babında yumuşak cevaplar alamazsa, genellikle iki farklı reaksiyon gösterir. Ya engin(!) tecrübelerine dayalı tavsiye dolu cümleler kurar ya da en basit meseleleri dahi kendisine dert etmiş, başkalarının halleriyle hallenmeyen bu zavallı (!) kişiye görünmez bir “bencil’’ etiketi yapıştırır. Oysaki “Nasılsın?’’ sorusunun cevabında, bahar mevsiminin doğaya can katan ılık yağmurları olmaz her zaman. Bazen yazın kavurucu sıcağı, kışın dondurucu ayazı, bazen de sonbaharın ayrılığı hatırlatan sarı yaprakları vardır. Nasıl ki tabiat sürekli değişim halinde, bir döngü içindeyse, koca kâinatın minik bir çekirdeği hükmünde olan insanın hep iyi olmaması kadar doğal ne olabilir ki? Acılarınızı dile getirmek istemeniz, başkalarının acılarını yok saymak değil, kendinizi yokluğa düşmekten kurtarmaktır. Bu sebeple bencil olan siz değilsiniz, kendi mutlu yaşamlarını başkalarının mutsuzluğu üzerine bina etmiş kişilere bakın. Ne zaman duygularını dinleyecek, acı çektiklerini fark edecek olsalar kendilerinden daha beter durumda olan insanlara dönüp bakarlar, inandıkları din bunu öğütlüyormuş gibi! Oysaki yere yüzüstü kapaklanan insanları yerden kaldırıp düşene bir tekme de kendileri vurmasın diye verilmiştir bu öğüt. Hiç düşünmediniz mi yere düşen bir insana genelde neden herkesin gülerek tepki gösterdiğini? O ilk kahkaha, kendi bilinçaltlarında yatan “İyi ki ben onun yerinde değilim.” fikrinin yüzeye çıkmış halidir.
Bir taraftan kafamdaki sessiz çığlık bir taraftan arkadaşımın sesi…
Sahiden nasılım ben? iyi miyim, kötü müyüm ya da sadece bencil miyim?
sırf başkaları sizinkinden daha ağır dertleri, sorunları var diye bu sizin dertlerinizi, çabalarınızı, mücadeleleriniz önemsiz ve değersiz ve hiç yapmaz. bu bir ikinciside, kimi zaman başkasının hatasına gülmek onunla alay değil, onunla aynı acıyı paylaşmış olmaktan da gelir. “İyi ki ben onun yerinde değilim.” yani bu manada değildir her zaman.