Feride AKDAĞ
Sıcacık bir ev hayal edin. Hani kış günlerinde bacasından dumanı tüten bir ev. Pencere önündeki divana oturmuş bir babaanne olsun evin içinde. Dışarda lapa lapa yağan kar olsun. Sobanın üstündeki güğümden buhar çıksın, yanmakta olan odunların çıkardığı sesi duysun kulaklarımız.
Dışardaki soğuğun aksine odanın içi sıcacık. Yerde sobanın hemen kenarına kıvrılmış, öğle uykusunda bir kedi olsun. Televizyonda güzel bir aile dizisi. Evin çocukları bahçeye kardan adam yapmışlar. Elleri soğuktan kıpkırmızı. Eve gitmek istemiyorlar.
Bir anne hayal edin. Kalbi pır pır atıyor. Az evvel doğum yapmış kucağında yavrusu. Burnuna gelen cennet kokusunu içine çekiyor. Yüreğinde sıcacık bir şeyler var. Tarifsiz duygular içinde. İçinden “Soğuk günlerin ardından gelen bahar olmalı bu.” diye geçiriyor. Hayata sıcacık yüreğiyle bakma sözü veriyor. Pamuksu yanağını okşuyor yavrusunun. “Geçti diyor, geçti kızım. Her kışın bir baharı varmış geçti.”
Bir yatağın içinde tir tir titreyen eşine bakıyor bir adam. Alnına dayıyor elini. Alev alev yanıyor. Ateşten duramıyor kadın. Ateşe inat üşüyor eşi. Soğuk diyor, ört üstümü ört diye sesleniyor.
Sonbahar yapraklarının dökülmesine şahit olmuş bir genç kız kendisine bakan bakışlardan ürkmüş. Sokakta hızlı hızlı koşar adım yürüyor. Nefesi kesik kesik çıkıyor. Rüzgârın uğultusu gecenin içinde kalbine soğukluk katıyor. Annesinin sıcacık sesini düşünüyor.
Susamış bir çocuk. Boğazı kurumuş. Önünde boya sandığı var. Az ötede küçük bir süs havuzu. Koşarak gidiyor havuza sokuyor başını. Bir ohhh sesi yayılıyor etrafa. Soğuk su ne de iyi geliyor.
Bir hastanenin en alt katındaki morgun önünde birkaç kişi toplanmış. Bir kadın feryat ediyor. Kapıyı açıyor görevli içeri giriyorlar. Sedye üstündeki cansız bedenin üstüne örtülmüş beyaz çarşafı açıyorlar. Kadının sıcacık elleri soğuk bedenin ellerini, ayaklarını okşuyor. Dünyadaki tüm sıcaklıkları eriten bir soğuk hava hakim odada. Buz gibi elleri, ayakları ıslatan yaşlar donuyor ölünün bedeninde.
Soğuk insanların, soğuk mevsimlerin, soğuk gözlerin, soğuk bedenlerin üzerinde soğumuş hüzünleri görmek isteyen olamaz. Karlı bir kış gününün ortasında pencereden bakan bir çift gözün hayalindeki çocukluk gibi sıcacık olsun ister mutlulukları gibi hüzünleri de.
Bir çift göz düşünün. Merhametten uzaklaşmış bakışlar, buz gibi soğuk. “Hiç kanım ısınmadı, nasıl da soğuk bakıyor gördün mü?” diyor bir genç kız. Karşısındakinin yıllardır onlara kin besleyerek büyüyen biri olduğundan habersiz.
Soğuk bir kış gününde, soğuk bir bakışta, soğuk bir suyun altında, soğuk bedenlerde bırakılan soğuk etkiler. Ne acısını ne tatlısını yaşamak kolay hayatın.
Soğuk savaşların, soğuk rüzgarların yok ettiği dünyada gönül sıcaklığında yaşamlarımız olsun. Kar yağsın lapa lapa. Tıpkı çocukluğumuzdaki gibi bacasından dumanı tüten evlerin içinde, sobanın kenarında uyuyan kedimiz olsun. Pencere kenarında bizlere gülümseyen bir ninemiz. Bahçemizde boynunda atkısı, burnunda havucuyla bir kardan adamımız. Soğuktan üşüyen ellerimize, burnumuza inat sıcacık gülen gözlerimiz olsun. Soğuk dünyanın sıcacık gülüşlerinde kaybolsun tüm hüzünlerimiz.
soğuk’un aslında ne kadar da sıcak bir kelime olduğunu bilselerdi, acılara gülümsemenin ne demek olduğunu anlayabilirlerdi o zaman. çok güzel bir yazı. tebrikler ve teşekkürler.