Esra Dolunay
Burası bir kar küresi belki bizler de figürleriz. ”
-Kahramanın dünyası-
Zaten hikayemi anlatmışmış! Hani nerde anlattı ki? Onu orda bırakmam iyi oldu. Tasvirleriyle uğraşıp dursun. Esas hikayeyi yaşayan benim, ukala diyen kendisi. Ona söylemediğim sürece burada sadece ben ve benim hikayem var. Anlatılmayan şey hikaye oluyor muydu? Ona ihtiyacım yok zaten. Ben de anlatabilirim. Ne lazımdı? Kalem, kağıt…
Burası iyice soğumaya mı başladı? !
-Yazarın dünyası-
Fazla üzerine gittim sanırım. Nereye gitti acaba? Böyle olmayacak. Onu bulmanın tek yolu var. Tüm zamanı, mekanı ve kahramanları hatta onların ne yapacağını ne düşündüğünü ve düşünebileceğini bilen bir bakış açısı ile yazmak. İlahi bakış açısı…
O zaman onun nerede olabileceğini de bileceğim. Ama bunun da bir bedeli olacak. Bu bedeli ise sadece o zaman öğrenebilirim. İyi ya da kötü , dönüşü olan ya da olmayan bir bedel bu.
Bu, Ben’in son cümlesi o zaman.
…
Bembeyaz karlarla örtülü, etrafı bir uçtan diğer uca dairesel uzanan bir ormanın tam ortasındaki açıklıkta bodur, çıplak bir ağaç ve ağacın hemen dibinde üstü buz tutmuş bir kaya parçası vardı. Ağacın dalına asılmış salıncak uzun süredir boş gibiydi. Ara ara hafifçe sallanıyordu. Günün belli zamanlarında bu hafif rüzgar hızını artırıyor, kar tanelerini toz gibi etrafa savurup, diniyordu.
Buz tutmuş kayanın arkasında bir kıpırtı belirdi. Titreyen kırmızı bir kapüşonun ardından ara ara sıcak bir buhar çıkıyordu. Sık sık ellerini ovuşturan bu kişi “ukala kahraman”dı. Kahraman, bir anda arkasını döndü. Soğuktan iyice solan yüzü duruluğundan bir şey kaybetmemişti. Kahraman, kayanın yanında bir tutam kuru dal ve bir kibrit görünce etrafına bakındı. “Burada kendiliğinden beliren bir şey varsa biri beni bulmuş olmalı” diye düşündü. İkinci seçeneği ise herkes gibi şansa attı.
Kahramanın yaktığı kibrit, otları ve dalları tutuşturup çabucak büyük ve sıcak bir ateşe dönüştü. Bu sefer ateşin aydınlattığı salıncağa baktı. Üstünde bir şeyler vardı. Kalem ve kağıt…
Salıncağa oturup tekrar etrafa baktı. Camdan bir gökyüzü, karlı ağaçlar, donmuş nehir ve arada bir çıkan rüzgarda uçuşan karlar dışında bir şey göremedi. Artık yazabilirdi. Kahramanın yazdığı satırlar, bu donmuş dünyaya inat sıcacık akıyordu:
“Onu her gün görürüm. Çok güzel gülümsüyor. Ne kadar güzel gülümsediğini bilmiyor. Ben gökyüzüne vuran gülümsemesini gördüm. En iyi ben gördüm. Parıldıyordu. Buradaki donmuş nehirden de pırıltılıydı gözleri. Konuştuğunda tüm gök titriyordu. Karlı ağaçlar sessizce onu dinledi hep. Kimse tutmadı, ellerini. Ve kimse görmedi sakladığı nemli gözlerini.
İşte! Yaklaşıyor… ”
Karlı ağaçlar titredi. Donmuş gölde ışıltılı bir yansıma belirdi. Kahraman, yansımaya bakıyor, gülümsüyordu. Salıncak sallanmaya başladı. Ani bir rüzgar kısa sürede hızlandı ve karlarla beraber bir toz bulutu halinde etrafta dönmeye başladı. Bu kar bulutu ne varsa dağıtıyor, göz gözü görmüyordu. Kalem ve defter havalanarak döne döne ormanın arasına karıştı. Kahraman, iyice hızlanan salıncağa daha fazla tutunamayıp görebildiği tek şey olan kar fırtınasının ortasındaki beyazlığa karışıp savruldu. Başını kaldırıp yukarı baktığında kar bulutunun ardında kristali andıran gökten çıtırtılar geliyordu. Bu çıtırtıyı, gökyüzünde beliren ince çizgiler takip etti. Ardından gümbürtüyle yankılanan bir patlama tüm göğü paramparça etti. Şimdi karların arasında kristal parçalar uçuşuyordu. Kristal parçaların arasında ise kırmızı bir kapüşon…
…
Yerdeki parçalanıp dağılmış kar küresini bir çift el üzüntü ve pişmanlıkla aldı. Toplayıp çöpe attı. Bir kaç adım sonra ayağına bir şey takıldı.
Kar küresinin kahramanı.
Yerden alıp koltuğun kenarına bıraktı. Koltuğunu pencereye çevirip oturdu. Zihnini de gökyüzüne. Bir kar tanesi uçuşan diğerlerinin arasından sıyrılıp cama yapıştı.
Kendimi hikayenin anlatımındaki akışa bıraktım. Nasıldı bu kahraman? Neler vardı hikâyede? Camdan gökyüzü, donmuş nehir, karlı ağaçlar, salıncak…
Sonra o donmuş göle yansıyan ışıltı… Ve kristal parçaların arasında kırmızı kapüşon…
Okumayan kalmasın bu hikâyeyi. Okudum ve Esra hocam siz yazın böyle hikâyelerinizi hep okuyayım.
Kaleminiz daim olsun…