Nurgül Öztürk
Odamın penceresinden gökyüzünde parlayan dolunayı görebiliyorum. Bu gece bana eşlik ediyor, yalnız değilim diye seviniyorum. küçüklüğümden beri yalnızlık Allah’a mahsus diye öğretmişler, bu yüzden yalnızlığı dünya üzerinde yaşayan hiç bir kula yakıştıramıyorum. Üzerine şairler nice şiirler yazmış, kimisi çok sevdiğini söylemiş öve öve bitirememiş, kimisi ölesiye kurtulmak istemiş, bazen huzur demişler adına bazen hüzün. Ben ikisinin ortasındayım ne huzur buluyorum ne de hüzün ama bana tarafını seç diyor. Ya beni sev, bas bağrına, kal bir başına ya da karış kalabalıklara bir daha uğrama yanıma. Çoğu zaman kavgalıyız arada bir barışırız, çok sevdiğim ama onunla da yapamadığım, yokluğunda çok özlediğim sevgilim gibi.
Başımı kaldırıyorum yasladığım soğuk camdan, gözlerimi dikiyorum dolunaya, hep böyle güzel mi yoksa bu geceye has bir parlaklık mı var üstünde bilemiyorum hatta umursamiyorum, oysa geriye dönüp baksam çocukluğuma dair ilk hatıralarım geceleri bulutsuz gökyüzünü seyretmeyle başlar. Hele bu hatıralarıma, babamla birlikte izlemek eklenirse hiç içinden içinden çıkmak istemem. Bana sonsuz huzur veren bir kaç tanesini en ön sıralara özenle dizerim hafızamın raflarında. Yalnızlığıma ilaç olur hatırladıkça. Bomboş sokakları izlemeye devam ediyorum. Yalnızlığımı sokağın yalnızlığıyla özene bezene besliyorum, ikimizde gündüz ki kalabalığa rağmen gece olunca kimsesiz kalmışız gibi. Sokağın yalnızlığınına tek ortak benim, başka kimsecikler yok camlarda diye gururlanıyorum ama sokağa bunu sezdirmiyorum. Terkedilmişlik hissi ile bir ürperti gibi iniyor omuzlarımdan, kendimi sarıp sarmalayacak bir şeyler arıyorum karanlıkta. Ruhumu saran yalnızlık hissi, bedenimi üşütmesin diye şevkatle sarmak istiyorum. Bu şevkati ruhuma da göstersem keşke diye geçiriyorum içimden. Odam soğuk değil ama ben yine de üşüyorum. Hemen manzarayı suçluyorum, sokağımı kaplayan taze kardandır, yalnızlıktan değil bu ürperti.
Bir kelime zihnimde bu kadar dönünce bir kelime, üstüne düşünmeden geçmek istemiyorum. Hatta düşünmekle kalmasam, yalnızlık üstüne kurulan bütün cümleleri okusam, anlasam. Ne de olsa herkesin yalnızlığı kendine has, kurduğu cümleler sadece kendi yalnızlığını anlatır, adım gibi biliyorum. Peki ya ne hisseder diğer insanlar yalnız kalınca; üzgün mü, öfkeli mi, kırgın mı, çaresiz mi, huzurlu mu, güçlü mü? Öyle ya koskoca yalnızlık bir başına değildir herhalde. Mutlaka ona eşlik eden başka bir duygu olmalı. Taze kar kaplamış sokağımı izlemeye doyamıyorum, ilk kez görmüş gibi seviniyorum. Kar ne de güzel yakışmış sokağıma, “keşke kar yağarken sokağı yalnız bırakmasam” diye geçiriyorum içimden. Kar usul usul inerken, ellerime yüzüme değse, sokakla beraber sevinsek. Sahi çok şey mi istiyorum? Saat gecenin bilmem kaçı olmasa ya da yanımda biri olsa. Zihnim hemen dağılıp yalnızlığımla meşgul olan noktada toplanıyor; ki huzurla gelen bir his değil bu, hatta biraz öfkeleniyorum. Neden kimsem yok? Şimdi şu an burada benimle, gecenin bilmem kaçında, şehrin bütün sokaklarını adımlayacak, taze karı gördüğü zaman benden daha fazla sevinecek birini arıyorum. mutlu olduğumda gözlerimde ki ışıltıyı gözlerinde görebileceğim biri.Bu düşüncelerden apar topar vazgeçiyorum. Tek sığınağımı kendi dusuncelerimle yıkmak istemiyorum. Bu sefer ben barışmaya gönüllüyüm.
Gecenin karanlığı beyaza kesmiş, yalnızlığıma sığınıyorum. Koskoca yalnızlık beni bir başıma bırakacak değil. Sokak lambasının ışığında usulca yere inen kar tanelerini görebiliyorum. Odam sıcak olsa da dışarıyı düşünmek bir kez daha ürpertiyor içimi. Hiçbir yaşayan kula yakıştıramadığım yalnızlığımı sarıp sarmalayıp, çocukken öğrendiğim haliyle Yaratıcıya emanet ediyorum. Ne de olsa O’na mahsus. Dolunay bu gece daha parlak, hava daha soğuk ama ben artık yalnızlıktan o kadarda şikayetçi değilim.