Seyfullah Sacit

Akşamın kızıllığının ardından, karanlığın içine vardığımız bir gece vakti. Her yerin en kuvvetli olan siyah nur ile nurlanmasını bekledik yıllardır. Her bir vakti şehri ayinlerin geleceği ümidi ile geçirdik. Hasret türküleri yazdık. Sevda hikâyeleri anlattık. Fedakârlık hareketleri salındı gecelerimize. Anlayış, hoşgörü ve tolerans iklimi yaymaya çalıştık dünyanın dört bir yanına. Ama hala geceydi. Biz bazen güneş niyetinde ay gördük. Çölün ortasında görülmüş bir serabı gerçek sanıp ona sarıldık. Ama idrak edemedik. Hala geceydi.
Gecemiz iyice karardı. Evet, öyle bir karardı ki göz gözü görmez oldu artık. Bir şua beklentisi içinde iki büklüm olduk. Bir ızdırap denizi içinde gördük gönlümüzü. Her yer gecenin orman karanlığı içindeki feryatlarla doldu taştı. El uzatamamanın, yardım edememenin hicranı sardı benliğimizi. Ah’lar feryat oldu yükseldi gökyüzüne. Evet, bir vakit taksimi yapmaktan bile aciz kaldığımız bu günlerin içinde iki büklüm geceler gördük ömrümüzde.
Ancak, her şeye rağmen bir ümit var içimizde. Diyoruz ey gece… Karar kararabildiğin kadar. Bir vaktin var senin de. Gideceksin. Doğunun semasında yükselecek bir şua ile kaybolacaksın. Tan vaktinin yakınlığındandır senin en koyu halini alman. Biliyoruz, geçecek senin de rengin. Her rengi sakladığın benliğin parçalanacak… Az kaldı. Her yer parçalanan benliğinden fışkıran renklerle rengârenk olacak.
Zalimin zulmünün ebedi olduğu görülmüş mü hiç? Elbet bir gün bir “Zübeyir Kılıcı” kesecek o melun zalim kolunu. Zülüm denilen acımasız kılıç düşecek gayyalara. Bir taç giydirilecek mazlumun başına. Bir sevda türküsü dolacak senin karanlığına da. Yeryüzü aşkın yüzü olacak. Her yerini sevinç gözyaşları sulayacak memleketimin.
Bir dua duydum gece vakitlerinde. “Ya Rab, baharı görmeyi bana nasip etme” diyen. Bu hicran denizinde bahar günü terk-i dünya etmek isteyen bir gözü yaşlı münadinin duası ne derin ne içten. Sevda bahar da mı bilinmez. Belki de bekleyiş sevdaya dâhildi. Belki de bekleyiş sevdanın ta kendisiydi. Belki de o bekleyişin ızdırabı birçok şeye sebepti. Hep vuslatı arzulayan insan beklemeyi neden sevmedi? Gözü yaşlı münadi beklemenin ve ümidin ne olduğunu anlattı. Sustum. Beklemeye koyuldum. İki mısra düştü gönlüme. Kaleme kâğıda sarıldım.
“Öyle bir şey ki gece, insana ümit veren direniş
Vuslat anı, beklentisiz bir bekleyiş”