Zeynep Gezer
Kimi zaman dinlediğin bir şarkıda gizlidir özlem, kimi zaman okuduğun kitabın bir satırında, baktığın gökyüzünde gizlidir, kimi zaman sararmış bir fotoğrafta. Elinde tuttuğun anahtarda gizlidir hasret, kimi zaman bir telefon numarasında.
Ve bir özlem dalgası sarıverir geceyi. Vuslatın uzaklığı; buzlu kardan geceler misali üşütür benliğini. Gündüzün sıcağına inat titrer yüreğin gurbetin girdabında. Ah! Bir gelsen şimdi yanıma, sarıp sarmalasan o sıcaklığınla der gam düşürürsün geceye. Hasretin bağrında alev alev yanarken dil susar, yüreğin kanar da söyleyemez. Acı bir ısırganı çiğner gibi sabrı çiğner her bir zerren. Velhasıl uzun lafın kısası özledim der durursun işte.
Zaman olur kelimelere ne anlam biçebilirsin ne de ölçü. Çok demenin neredeyse yokluk olacağı kadar çoğu yaşarsın. Gözlerin ufuklara dalar durmaksızın sanki beklenen yolcu yola düşmüş gelmekte sanır görenler, sense gidemeyişin yolunu gözlersin. Adresin belli olması ne fayda kapılar sürgülenmiş, sen bavulunu hazırlasan ne fayda yollar yasaklarla döşenmiş, elinde bir anahtarla kalakalırsın kıtalar ardında.
Bir yanın gurbetin öksüzlüğüyle göz yaşı dökerken, diğer yanın gurbetteki vuslatın sevincinde, bayram coşkusu yaşar. Hangi yöne meyledersen diğeri hep dargın, ikilemde bir ömre başlarsın. Gülerken gözlerin dolar, ağlarken gülersin örneğin. Bir kararsızlık, ne yapacağını bilememek ele geçiriverir kimi zaman benliğini. Bu düzensiz karmaşaya ayak uydurmaya başlarsın bir süre sonra. Yaşamaya başlarsın hayatı bir varmış, bir yokmuş gibi bir vuslat, bir gurbet olarak.
Kimi zaman vazgeçmek istersin beklemekten, umut etmekten, hatta belki özlemekten; kimi zamansa yüreğini kavursa bile en baş köşeye koyarsın o kavuran ateşi, bırakamaz, kopamazsın. Kulaklarında gidişlerin şarkıları yankılanırken senin takvimlerin vuslata kalan günleri değil de gurbetin hesabını yapar, özledim diyen sese kalkıp koşamazsın, hayatın sanki ters bir işleyişte. Şaşırırsın yönünü, bilinmezlik meçhulünde kaybolursun kimi zaman. Yapayalnız kalmışçasına bir çöl ortasına anlatıp derdini yön soracakta kimse bulamazsın etrafta. .
Tüm bu karmaşa girdabında yoluna bir ışık ararsın, çıkış için bir sokak lambası yahut parlayan bir yıldız gökyüzünde. Sonra kendin bir umut yakmaya başlarsın geceye, gecenin çıldırtan yalnızlığında sana dost, yoldaş olmaya başlayan ışığa sarılırsın sımsıkı. Yaşadığın bu gurbet zindanında özgürlüğün olur ufukları seyredersin onunla. Gidemeyişin hüznünden ziyade elbet bir günün muştusu yankılanır yüreğinin her zerresinde. Elbet bir gün; ayrılıklar da son bulur, hüzünler de biter, hasetler de yiter, bu da geçer.
Bu da gelir bu da geçer ağlama… Türküsünü dinler gibiydim yazınızı okurken. Özlemek de nasip işi. Sevmekten ve ayrılıktan mülhem…
Kaleminize sağlık…