Hatice Yaman
Hayat,insanın sırtında taşıdığı bir heybeye benzer. Geçtiğimiz yollardan topladığımız yüzleri, kelimeleri,anıları yükleriz o heybenin içine.Kimisi ağır gelir, taşıyamayız artık, yorulur, bir nefeslik bir mola veririz. Bu bir nefeslik molada, bu heybenin neden bu kadar ağırlaştığına dair sorular sorup dururuz kendimize.
Yolun başındandayken, içi boş heybeyi alıp da sırtımıza gururla attığımız o an gözümüzün önüne gelir. Cesaretimize şapka çıkarırız adeta. Heybenin içindekiler ağırlaşmaya başlayınca artık, omuzları dik kahraman, yerini, saat beşte işten çıkmış memurlara bırakır.Bazen heybenin içindekiler sırtımıza çok yük olur, ağırlık yapar, keskin bir bıçak gibi sırtımızı yoklar. Yoldan geçerken heybemize onu neden aldığımızı sormaya başlarız yine.Ağırlık çekilmez olur, bıçak yaraları iyice kanatır, yaraların acısı artar. Artık vakti gelmiştir deriz, heybeden çıkarabildiklerimizle yola devam ederiz.
Yollar uzadıkça, yoldan heybemize doldurduklarımıza daha bir itina gösteririz. Her gördüğümüze bakmaz, baktıysak da içindeki kendimizi görmeye çalışırız önce. Alem alem içinde, ben neyin içinde, dilimizde bir türkü olur. İnsanın bir gözü bakıyorsa, kalbi de gözün gördüğünü görmeli ki anahtar kilite uysun, ordan kapı açılsın ve heybeye doğru yol alsın. O zaman heybede taşınan, tüy kadar hafif gelir. Peki bu neyin ağırlığı bizi bu kadar ezen? Heybedeki bir bakıştır, bir sözdür, bir gülüştür… Birgün bir bakışa rast gelmişsindir, öfke ile harmanlanmış bir bakış. Gözlerini kapatıp, dünyanın en derin kuyusunun dibine gömmek istemişsindir onu. Bu bakış gittikçe büyüyen bir canavar gibi, senden uzaklaştıkça büyür, büyür ve seni de yutarak senin de içinde eriyerek donduğun demirden bir heykele dönüşür. Bu demirden heykel, heyhat, heybende bir yük olarak kalmıştır öylece.Nefes aldıkça sırtına baskı yapar, artık sana dayanılmaz acılar vermeye başlar. Yoldan geçenler, senin acı serzenişlerine şahit olurlar.Bir de acıyan bakışları eklersin heybenin içine, yükün gittikçe çoğalır.
Yolda kalan olmak,yolda olana hep zor gelir. Yolcunun kaderinde hep gitmek olmali diye düşünürüz. Yolcu hep gitmelidir, hep yolda olmalı ve bir yere varmalıdır. Yükünü de yanına alıp devam etmelidir yola.Bir yolcunun yükü, onun hayatının sırtına vurulan ağırlığıdır. Bazen yol gittikçe, yük artar. Bazen de yol uzadıkça yolcunun yükleri eksilir, eriyen buz gibi, suya dönüşür. Yol uzasa da, yükü hafifleşen yolcu, heybesine daha sıkı sarılır, onu bir yük olarak görmez artık. Bir nefes alır, şükreder, yolda bıraktıklarına bakıp, yola devam eder.
Yazınızla birlikte yola çıktım sırtımda heybem. Bütün gidişlerim,gelişlerim…Yıllarım ve kavuşmalarım gözümün önüne geldi. Yazınızı çok güzel başlamışsınız.
Yüreğinize sağlık…