YASEMİN TATLISEVEN
Son baharın ilk adımlarını duymaya başladığımız şu günlerde… Diye başlayan cümleler kurmak isterdim size… Üzgünüm! Sonbahar demek masraf demektir. Bir muhasebeci olarak “Eylül” dendiğinde beynimdeki hesap makinesinin tuşlarına basmaya başlıyorum.
Yağmurdan ıslanmış çocuk parkı, terk edilmiş izlenimi veriyor. Ağaçlardan dökülen yapraklar kızılın bin bir tonu… Eylül yağmurlarından bulanık akan nehrin yanındaki patika yolda yürürken, kurumuş yaprakları hışımla eziyorum. Ayaklarımın altından çıkan çıtırtı sesleri bana, kışın sobada yanan odun-kömürü hatırlatıyor. Her ay gittikçe artan doğal gaz faturaları gözlerimin önünden film şeridi gibi geçiyor.
Finansal işlerle uğraşan biriyseniz, bu faturaların kümülatif toplamını almadan, bu kareyi aklınızdan kovamazsınız. Şayet zihninizin açık olduğu bir anda iseniz, m3’üne kadar hesap yapıp, bu kış gereksiz yanan petekleri kapayalım gibi radikal kararlar bile alabilirsiniz. Kaynak arayışına girebilir, ek iş düşünebilirsiniz ya da kendinizden feragat edip, ısınma ihtiyacınız için mini bir bütçe oluşturabilirsiniz.
Tüm eğitim hayatını Türkiye’de geçirmiş biri olarak Eylül demek, camış gibi yattığımız üç aylık yaz tatilini bir solukta bitirip, “Daha dün karne almıştık ya, ne ara bitti bu tatil?” nâraları arasında okula dönüş yaptığımız ay demektir. Eski arkadaşlar özlenmiştir. Bazen yeni bir okul, yeni başlangıçlar girer hayatımıza… Yepyeni heyecanlarla tazelenir, diriliriz. Bu ayın olmazsa olmazları arasında, kırtasiyelerde oluşan uzun kuyruklar, taze kitap kokusu ve geleneksel kitap-defter kaplama haftası yer almaktadır.
Beynimdeki hesap makinesi çevrimiçi hale geçiyor ve sonbahar romantizmine bir türlü izin vermiyor. Kırtasiyede iki çocuk için yapılan harcamaların toplamını alıp, bir sene önceki kırtasiye masrafıyla kıyaslayıp, size yılık enflasyonu söyleyebilirim. Geçen yıldan bu yıla ne kadar artış olduğunu göz önüne alarak, önümüzdeki yıl beklenen kırtasiye giderlerinin ne kadar olduğunu açıklayabilirim. Bunlara okul kayıt ve önlük-forma giderlerini de ilave edip, bütçe planlamanızı yaparken, Eylül ayına ekstra ayırmanız gereken meblağı bildirebilirim.
Finansal işlerle uğraşan biriyseniz eğer, kaynak arayışına girebilirsiniz. Geceleri taksiye çıkmayı düşünüp, yaz sonu sezon indirimleriyle gitmeyi düşündüğünüz, kredi kartına 24 ay taksitli tatil planınızı iptal edip, buna ayırdığınız kısmı okul masraflarına kaydırabilirsiniz. Şayet zihninizin açık olduğu bir anda iseniz, geçen sene bugünlerdeki dolar ve euro fiyatlarını hatırlar, dövizde bir sene içinde meydana gelen iniş ve çıkışları, beyninizde grafiklerle şekillendirebilirsiniz.
Sonbahar mahalle pazarlarına bir başka güzel yansır. Her mevsimin kendine özgü sebze ve meyveleri tezgahlarda yerlerini alır. Beynimdeki hesap makinesi yine aktif hale geçiyor. Bin yıldır erişte kesip, tarhana kurutan nenelerimizin bize devrettiği bu bayrak yarışını asla yarıda bırakmamalıyız. Geleneklerine bağlı bir millet olarak turşu, salça, reçel ve marmelatları da işin içine dahil edip, “Bu kış kıtlık olur da biz aç kalırız(!)” endişesiyle, camekan yaptırıp odaya dahil ettiğimiz balkonlara kavanoz kavanoz stok yapabiliriz.
Finansal işlerle uğraşan biriyseniz eğer, halden alacağınız bir kasa domatesten kaç kilo salça çıkaracağınızı düşünüp, bir çuval unla kaç aylık erişte kesebileceğinizi hesaplayabilirsiniz. Zihninizin açık olduğu bir anda iseniz, ekstra bir derin dondurucuya olan ihtiyacınızı göz ardı etmez, 72 aylık ödeme planı çıkarıp, aybaşına düşen giderinize bu masrafı da ilave ettikten sonra, internetten online bir siteden “satın al” butonuna basıp, dondurucunuzu ertesi gün teslim alabilirsiniz.
Boş dondurma kaplarına bastığınız menemenliklerden sonra, altı aylık pazar harcamanızı tek seferde yaptığınız için, kaynak arayışına girebilir, pazarda limon satmayı düşünmekten başlayıp, “Bu sene sonunda memlekete gitmeyiveririz.” gibi sonuçlara ulaşabilirsiniz. Zihniniz açık ise eğer, A şehrinden B şehrine, benzin masrafı, otobüs bileti veya uçak gibi yol giderlerini kıyaslayıp, “Bu sene de babamları çağıralım, onlar geliversinler” gibi radikal sonuçlara varabilirsiniz.
Yağmur ipil ipil yağarken, aklınızdan geçen ilk şey, “Bugünü de kendime ayırayım, güzel bir kafeteryaya gidip, dumanı üstünde bir kahve söyleyip, cam kenarında yağmurun sesiyle birlikte kitabımı okuyayım.” olabilir. “Eylül’ün tüm güzelliğini bütün hücrelerime kadar hissedeyim” diyebilirsiniz. Daha kapıdan ilk adımınızı attığınız anda yeni botlara ihtiyacınız olduğunu fark edebilir, üç senedir giydiğiniz montunuzun da deforme olduğunu hatırlayıp, kış alışverişi yapmalıyım gibi radikal kararlar alabilirsiniz.
Hesap makinesi güneş panellerini açıyor(!) Beynim ortalama dört kişilik bir ailenin çizme, kaban, atkı, şapka, içlik gibi tüm harcamalarını alt alta yazıyor. Toplamda çıkan rakamı görseniz, eve geri dönüş yapıp, yün patiklerinizi ayağınıza geçirip, bir bardak çay eşliğinde, pelüş battaniyeye sarılıp, kitap okumayı tercih edebilirsiniz.
Finansal işlerle uğraşan biriyseniz eğer, kafeye gitmeyip evde kalmakla kaç lira tasarruf ettiğinizi anında hesaplayıp, bu kazançla mutluluktan dört köşe olmuşken, beyninizde aniden beliren bir kare resimle alt üst olabilirsiniz. Uzaktan kuzeninizin, Eylülün son haftasındaki düğün davetiyesi kafanızda şimşek gibi çakabilir. 24 ayar altının gramını alıp, ortalama bir bilezik için kaç gram kullanıldığının doğru orantısını kurup, içler dışlar çarpımıyla, sonuca ulaşabilir, çeyrek altındaki yükselişi, sütun grafiklerle yıllara göre şekillendirip, altın borsasını tahlil edebilirsiniz.
Zihniniz açıksa eğer, bir altın madenindeki yıllık ciroyu hesaplayabilir, kaç işçiyle rantabl verim alınabileceğini çıkarabilir, gereksiz istihdamın ülke ekonomisi üzerindeki dezavantajlarıyla ilgili makale yazabilirsiniz. Düşüncelerinizi tekrar topladığınızda, kendinizi sürekli gülücükler saçan kuzeninizin takı kuyruğunda çaresiz bir suratla görebilir, “Annemden bir tane ödünç çeyrek altın isteyeyim de rezil olmayayım” gibi radikal kararlara varabilirsiniz.
Beyniniz size, “Altın işinde de çok para var!” gibi subliminal mesajlar gönderirken, yağmurunda etkisiyle gözlerinizi yavaş yavaş kapatıp sıcacık bir uykuya dalabilirsiniz. Uyandığınızda hayatınızın Walt Disney stüdyolarında çekilmiş bir romantik komedi olmadığını hatırlayıp, gerçeklerinize geri dönersiniz.
Eylül demek, “Masraf” demektir!
Eylül de evet ya eylülde her şey bir başkadır. Ama duyguların içinde düşünceleri uzak etmişim ki hep muhteva olarak bambaşka bir yazı çıktı karşıma. Olsun bu da bir hakikat çok düşündürdü beni. Elinize,emeğinize ve zihninize sağlık…