Zeynep Gezer
Yaşadıkça öğreniyor insan bazı kelimeleri veya yaşadıkça kavrıyor anlamlarını; mesela dost gibi, dostluk gibi. Son zamanlarda bu iki kelimeden ya korktuk ya da yitirdik; ama dostluk öylesine güzel ki öylesine yaşanılası… Dostluk, mütemâdiyen bir çocuğun emeklemesi gibi masum kalanmış. Dostluk, kışın ortasında herşeye kafa tutup açan kardelen gibi, dostunu üzebilecek herşeye, herkese kafa tutmakmış. Dost ise sığındığın liman, şefkatli bir kucakmış.
Birde gurbet, hani şu iliklerimize kadar yaşadığımız. Hani soğuk zemherisini yüzümüze çarpıp geçerken, sokaklarında ilerlediğimiz bu yabancı şehir. Dili yabancı, örfü-âdeti yabancı, insanları yabancı. Gurbetin soğukluğu kaplıyor yürekleri. Sanki atılan her bir adım ıssızlığa, her an daha uzağa… Bu acı gurbetin tanımını, en iyi içinden çıkılmaz bu dönemi yaşayanlar yapabi-
lir belki de. Gönüllerimiz zemherinin soğuğuna, vedaların ağırlığına hapsolmuş, ömürlerimiz ise birer veda sarmalı mâhiyetinde. Gurbetten gurbete açılan yolda yolcu olmak varmış imtihanımızda.
Hepimiz bir parçasını bırakarak göçtü gurbetin bağrına, belirsizliğin kucağına bırakıverdik kendimizi. Biz her an geride bıraktığımız o bir parçamızı düşünürken burada bin parça buluverdik, dostluklar kucaklayı verdi bizi. İşte o anlamını yitirdiğimiz kelimeler tekrar canlandı hayatlarımızda. Gurbetin soğuğunda bizi ısıtan, kışımızı bahara çevirense o bir parça dostluk oluverdi. Hani şu derdimizle hemdert olan yüce gönüller, hayatın kara kışında kucaklarında birer demet çiçekle karşılayanlar bizleri. Zorun kolaylaştığı, paylaşmanın dertleri azaltıp, sevgiyi çoğalttığı güzel insanlar kattık ömürlerimize; ömürlerimizden hiç eksik olmamaları dileğiyle…
”Dostun dosta muhabbeti derindir” Dostluğu bir de ensar ve muhacir çehresiyle yaşamak ayrı bir nasip.
Elinize sağlık…