Mecit Özdemir
Selam sana kara bahtımın ak yazısı. Selam sana kör yanlarımın aydınlığı… Sevdim seni… Sevdim de sevgini gönlüme yazdım… Ömrümün on yedi yılını senin gölgende huzur içinde yaşadım. Deli gönlüm seninle duruldu. Senin koruyucu limanlarında huzura erdi, türlü taşkınlıklardan, hastalıklı ve arızi hallerden emin yaşadı.
Baharın tüm güzelliklerini seninle yaşadım ben Sen ömrümün hem neşesi, hem semeresi oldun. Kederli anlarımın tesellisi, neşeli anlarımın eğlencesi idin. Seninle çekiliyordu akşamın yalnızlığı, seninle daha güzeldi günlerin aydınlığı… Yazın gölgesinde serinlediğim, kışın nefesinde ısındığım sendin. Güz akşamlarının hüznü sende kaybolurdu. Bahar sabahlarının neşesi sendin. Sen, benim sevdiğimdin. Adını gönlüme yazdığım, düşlerimin kahramanı, şiirlerimin ilhamıydın…
Bir bahar mevsiminde bahar çiçeği gibi, gül gibi açtın gönlümde. Bir güneş gibi doğdun hayatıma. Önce gözlerinin ateşi düştü kalbime sonra gönlümde sevdan alev aldı. Hayatıma dokunan, hayatıma giren ilk yabancı sen oldun. Öyle bir girdin ki sen ben oldun, ben sen oldum… Sen iyi ki benim oldun, benimle oldun. Sen kalbimin ferahlığına vesile, gönlümün hoşluğuna vasıta oldun. “Kimin dünyada güzel ahlaklı, iyi huylu bir hanımı varsa, onun rahatı tam demektir,”diyen şair ne güzel söylemiş. Ey benim iyi huylu, iri gözlü meleğim. Sayende, seninle geçen yıllarda rahatım tamdı, huzurum yerindeydi. Ya şimdi? Sensiz geçen günlerde, gecelerde halim nicedir?
Bir yıldıza ulaşmak, bir mehtabı seyretmek gibiydi yanında olmak. Şikâyetsiz akşamlar da umut dolu, gönülden yaşamaktı hayatı. Bir bardak çayda sevdayı yudumlamaktı, hayatı yaşamaktı, hayatın tadını almaktı… Seninleyken her şeyin tadı vardı… Sen hayatın tadıydın. Çayımda şekerim, çorbamda tuzumdun. Ne fayda ki, şimdi yanımda değilsin. Tadı kaçtı hayatın…
Ey yar!
Ne güzel talihin varmış senin… Neden mi diyorsun? Nedeni şöyle ki en güzel yerindeymişsin kalbimin… Seni seven, sana değer veren, seni incitmekten, üzmekten kaçınan bir sevdiğin varmış.
Ey sevgisini gönlüme ektiğim, iri gözlerinin hasretini çektiğim yar!
Yüreğimin derinlerinden gelen ancak dilimden bir türlü dökülemeyip de şimdilerde kalemimin ucundan damlayan yukarıdaki satırları okuduğunda gönlünde solmayan güller açacak biliyorum. Belki göz pınarlarından sevginin, özlemin, sevilmenin güzelliğinden kaynaklanan bulutlanmalar, buğulanmalar oluşacak. Belki bulutların yoğunluğundan akan yaşlar, gözpınarlarından dışarıya doğru akacak. Sonra “başına taş düşmüş olmalı bu adamın” diyeceksin, şaşıracaksın belki de… Emin olmak için bir daha okuyacaksın. Sonra duvarların da dile gelebildiğine, duygusal olabildiğine şahit olacaksın. “Yok yok, bunun başına taş düşmüş olmalı” diye bir kez daha söyleneceksin. Ne yalan söyleyeyim. Hasretinin ateşi düştü gönlüme, sevdanın volkanı patladı yüreğimde, özleminle… İşte bu satırlar patlayan volkanın ateşi gibi yakan, gül kırmızısı lavlardır. Bilemem ki bu gül kırmızısı lavlara dokunabilir, içine dalabilir misin?
Sensizliğin zindanında
Ateş düştü yüreğime
Sende kaldı bir yanım
Yarım halimle nasıl yaşarım
Hangi yana dönsem ıstırap
Hüzün çökmüş zindanımda
Bir ateş yanıp duruyor ta şuramda
Senin sevginin attığı tarafta
Her akşam sensizliğin zindanında
Bir hüzün düğümlenir boğazımda
Bir çare ararım içine düştüğüm hayata
Visalinden başka yol gelmez aklıma.
Visale kabul Duasıdır inşallah yazdıklarınız. Rabbim tüm ayrıları kavuştursun tercümanı olduğunuz tüm kalpleri de. Amin