F. Tuba Araman
Sıklıkla yürüdüğüm yoldu. Son birkaç yıl içinde anlam veremediği birçok ayrılık yaşayan 6 yaşındaki kızımı, devam ettiği anaokulundan almaya gitmiş, kamptan taşınacağımız için bir vedasına daha şahit olmuştum. Onun buruk ama tatlı sorularını cevaplamaya çalışıyor, yine bir sonraki yerimizle ilgili bir mutluluk tablosu çizmeye uğraşıyordum ama ressam yorgundu…
Her gün, her an başka bir sürprizle beni şaşırtan ağaçlardaydı gözüm. Hayata merhaba diyen her yeni yaprak, gördüğüm her çiçek umut veriyordu neyse ki…
Birkaç gün önce tanışmıştım onlarla. Kahve standında geçmişin izlerini taşıyan, narin bir vazoda zarif duruşlarıyla dikkatimi çekmişlerdi. Tasarımlarına hayran olmuş, onları yakından incelemiş sonra dayanamayıp fotoğraflarını çekmiştim. Kahve satan Finli hanımefendi, tatlı bir gülümsemeyle yanıma gelip, ismini söyledi güzelim çiçeklerin; Kielo…
Genellikle ilk adımı karşısındakinden bekleyen, ürkek, sakin ama sevgi ve samimiyet dolu Finli dostlardan görmeye alıştığımızın ötesinde bir sıcaklıkla, çiçekleri koklamamı istedi benden. Bu koku, enteresan bir şekilde huzur veriyordu insana. O günün hafıza defterimdeki adı oldu kielo. Ve benim kıymetli hikayem şöyle başladı:
Kaldığımız kamp binasının karşısındaki yer, bir çeşit huzureviydi. Orada kalan insanlar için bir etkinlik düzenlenmiş ve kampın direktörü, arkadaşıma bir ikram masası hazırlamayı teklif etmişti. İstişare edip birlikte bir şeyler yapmaya karar verdik.
Kamptan evlerimize taşınacağımız o günlerde bu ricayı geri çevirmek olmazdı. Hasretler, zorluklar için dökülen gözyaşlarımızın, tedirgin bekleyişlerimizin adıydı Karkku. Ülkenin orta bölgesindeki bu küçük kasabada bir kış geçirmiş ve yaşayacaklarımıza dair her farklı duyguyu, dualarımızla birlikte, çoğu zaman bize rahat bir nefes aldıran tek güzellik olan, göle üflemiştik. İşte göğsümüzü daraltan ama galiba ruhumuzu da güzelce yontan bu yere dair, bavulumuza koyup götürmek istediğimiz fazlaca anı yoktu. Geride kalsın istiyorduk, umutlarımız ve dualarımız dışındaki her şey. Yine de kielolar gibi saklamak isteyeceğimiz, müstesna bir an yaşatıyordu Allah.
Bize bakan yönüyle kendimize yakışanı yapmak istedik buradaki hayatımız adına.
O seneki Ramazan ayının huzurlu günlerinden biriydi, işe koyulduk. Hummalı bir çalışma ve pırıl pırıl bir sunumdu çok şükür ortaya çıkan. Rengarenk bahar dallarından bir buket de hazırlamıştık masamız için. Genel mutfaktan vazo bile bulmuştuk. Bir satış günü etkinliği olduğundan, elimize geçeni sıkıntıda olan kardeşlerimize gönderir, bereketli olmasını di-
leriz, diye de niyet etmiştik. Heyecanımıza huzur eşlik ediyordu . Direktörün parlayan gözlerle tebrik ve teşekkürü… Tanışıp, son yıllar içinde yaşadıklarımızdan biraz bahsettikten sonra, birbirimize sarılıp ağlayışımızın üç ya da dört dakika içerisinde gerçekleştiği, Finli fiz-
yoterapist hanım…
Artık yürümeye mecali kalmamış, ürkek ama masum bakışlı onlarca ihtiyar Finli… O güzel günü, kurutulmuş bir çiçek gibi saklıyoruz hafızamızın sayfa aralarında şimdi.
Birkaç gün sonrasında etkinlik gününün sıcaklığını hâlâ içimde hissediyordum ki orman yolunda, yokuşun hemen bitimindeki çam ağaçlarının altında, zümrüt rengi uzun ve geniş yaprakların hemen dibindeki kielolar ile göz göze geldik. O sabah, patika ile çamlığı birbirinden ayıran çamurlu hendeği aşıp, yıllardır görmediği arkada-
şına kavuştuğunda ondan gözlerini ayıramayan biri gibi, heyecan ve şaşkınlıkla gittim yanlarına.
Bir çiçek beni niye bu kadar heyecanlandırmıştı sonradan anlayacaktım. Üzerine düşününce fark ettim ki gözlerim hep onları aramış günlerce. Özenle topladım iki demet. Biri kamp arkadaşlarımızın odası için, diğeri bizim odaya.
Az ışık alan, basık odamıza iyi gelecekti bu çiçekler. Geldi de. Su bardaklarımızdan biriyle masamızın üzerinde duruyor, odamızı şenlendiriyordu kıymetli misafirlerimiz. Nasıl oluyordu da birkaç dal çiçek insanın bir zamandır kırık, buruk ve tedirgin olan kalbine şifa oluyordu?
Önümüzdeki günlerde kamptan ayrılacağımız için, o sabah dersten sonra Fince öğretmenimizle de vedalaşmıştık, satış gününün mimarı olan arkadaşımla. Kısa bir sürede bilgisini ve nezaketini bizimle cömertçe paylaşan öğretmenimize, küçük bir hediye ve puslu gözlerle veda etmiştik. Annelerimizin yaşındaki Elina, elimizi sıkıca tutmuş: “Ağlamayacağım, güzel şeyler yapacaksınız. Siz iyi öğrencilersiniz. E- posta adresimi vereyim ne gerekirse yazın bana.” demişti. Pembe, beyaz duygulara eklenen bir vedayı da cebime koyup döndüm odaya. Yaşanılanların eseri ürkek yüreklerinize güç olmuştu söyledikleri.
Eşim öğle saatindeki dersine gitmek ve Elina’yla vedalaşmak için odadan çıkarken: “Bu çiçeklerden mi götürsem hocaya?” dedi; güzel bir fikirdi. Hemen hazırladık kıymetlilerimizden. Ders dönüşü anlattıkları, işte bu yazının sebebi oldu…
Elina, çiçekleri görünce çok mutlu olmuş, çok da duygulanmış. Onun eşime söylediği sözler, o gün bugündür kalbimin güzel bir yerinde asılı duruyor:
“Kielolar, benim düğünümde gelin çiçeklerimdi. Kocam, geçen yıl vefat etti. Yarın bizim evlilik yıldönümümüz, onun başka bir şehirdeki mezarına ziyarete gideceğim. Orada kielo yetişmiyor, bu çiçekleri ona götüreceğim.”
Hiçbir şeyin rastgele yaşanmadığının kanıtıydı olup bitenler. Elina’nın neredeyse 50 yıllık hatırasını ayakta tutan kielolar, artık benim umutlarımı da ayakta tutuyordu. Gelişlerin, gidişlerin, yeniden doğuşların, doğuştaki sancıların ve sancının sonundaki derin nefeslerin adı bende; kielo.
Öğretmenimiz söylediği gibi eşinin ziyaretine gitti, göl kıyısındaki küçük evinden ve ağaçların arasından fotoğraflar gönderdi bize. Bir insan huzuru bulmak için gittiği yerden birine fotoğraf gönderiyorsa eğer ve o fotoğraflardaki huzuru muhatabı da hissediyorsa, Allah’ın verdiği mesaj çok büyüktür, diye düşündüm. Elina’yla birlikte gölü seyrettim, ağaçların dallarına dokundum ve kuşları dinledim. Kalplerimiz suyun kenarında bir kere daha birlikte attı.
Biz taşındık, ailemize ait bir mutfak ve lavabomuz olduğu için şükrettiğimiz bir evimiz var artık. Birçok kez yazıştık Elina’yla. 2. Elizabeth ile aynı yaştaki tatlı annesinden, her gün ilgilendiği küçük bahçesinden, kızlarından, karantinadan, bizim dil kursundan bahsettik. Fince bir şarkı gönderdim ona geçen ay. Çok mutlu olduğunu yazdı.
Kielolarla gelen mesaj, bana sahipsiz olmadığımızı bir kere daha öğretti. Hazreti Musa’nın Allah’a yakarışına şahit olan, çok fazla bir şey bilmediği halde kalbindeki büyük sevgisiyle Rabbi tarafından müdafaa edilen çobanın hissi gibi bir his kapladı içimi.
Tam bir yıl sonra bugünlerde tekrar açıyor güzellerim. Bu his, o ilk günün heyecanına can veriyor.
İmzasıyla kendini her dem hatırlatan büyük sanatkar!
Ey bütün kieloların Rabbi! Ne olur bizi bize bırakma!
Her dem umudunu tazelemekle şereflendirdiğin kullarının arasından ayırma!
Bütün göllerin, ağaçların,çiçeklerin, kieloların, huzurun, umudun, duanın sahibi olan güzel Allahım! Sana binler şükürler olsun.
Kiola, sizin vesilenizle artık ben de ôğrendim bu güzel çiçekleri. Çiçekler açmış kalbinizle sevgiler sunmuşsunuz her yere. Ne mutlu size. Rabbim daha nice çiçeklerle ferahlandırsın sizi ve size ihtiyacı olanları.