Betül Yılmaz
Hiçbir beş harfli kelime, belki onun kadar ısıtmaz içini insanın. Bir pamuk ipliği gibi, böylesine nazenin ve ince işlemez, yaşama sevincini gözbebeklerine. Hayattan vazgeçmek istediği her an, yeni bir nefes üflemez, hayallerinin o en kırılmış köşelerine. Hiçbir beş harfli kelime, umut kadar doldurmaz insanın gökyüzünü mucizelerle. Gelecek günlerin güzelliğine, her şeyin düzeleceğine inandıramaz. Umudun yerini, ne başka bir duygu, ne de başka biri dolduramaz.
Doğduğumuz andan başlar umutla seyahatimiz. Duygularımızın takım çantasının, en hayatî anahtarıdır o. Belki hiçbir zaman deneyemesek de, onunla bütün kapıların açılacağını bilerek büyürüz. Bu sebeptendir bebekken ağlamalarımız. Çocukluğumuz da, gözlerimizi büyüterek her baktığımızda ebeveynlerimize, ardında saklanmış minicik umutlarımız vardır. Kalemi elimize ilk aldığımızda, çizdiğimiz her resmin boyalarındayken umudun resmi; düştüğünde yanına koştuğumuz arkadaşımıza, uzattığımız elimize saklanmıştır. Bizimle seneler geçirmiş, bizimle büyümüş ve biz paylaştıkça çoğalmıştır. Bazen, akşamları işten yorgun argın evine dönen bir babanın poşetine saklanmış olarak görürüz onu. Bazen, sabahın ilk ışıklarından, gecenin son demlerine kadar çalışan, bir madencinin kömür karası ellerinde. Kimi narin fidanların, ilmek ilmek mendile işlediklerinde karşılaşırken onunla, kimi yağız küheylanların, şafak şafak saydıkları günlerde görürüz. Kimi taze ailelerin, ay ay beklediğini, kimi yaşlı gönüllerin, zor gecelerce gözlediklerini görürüz. Bazen, yeni açan bir çiçek onu anlatırken, bazen tüm yapraklarını dökmüş, kalan son bir yaprağa sıkıca sarılan, bir ağacın dallarında rastlarız ona. O, ya aşina yüzlerle çıkar karşımıza ya da yedi kat yaban el-
lerden gelmiş, kendine has duruşuyla. Her fırtına da en çok ona kızarken, yine onu bekleriz yaşadığımız her enkazdan sonra. Onunla çocuk oluruz çoğu zaman yeniden, onunla koşarız aydınlık sabahlarda. Kimimiz ona, bir savaşın ortasında rast-
lamışızdır. Kimi, dört duvar arasında belki ona saklanmıştır. Kimisi, onun denizinde yüzmüştür doya doya, kimi, batmak üzere olan gemilerini onda yüzdürmüştür usulca. Kimi, onunla ruhunu kanatlandırmıştır, kimi belki adını bile hatırlamakta zorlanmıştır. Kimi, onu dünyalara sığdıramamış, kimisi hep paylaşmaktan kaçmıştır. Kimisi ticaretini yapmıştır onun. Bir mal gibi satmıştır pazarda. Hatta ‘Umut Taciri’ bile denilmiştir adına. Kimisi de avuç avuç dağıtmıştır fütursuzca meydanlarda. Kimi-
sinin, dolu dolu ceplerinde şıngırdatmasında duyarız sesini, ki-
misinin boşluğa savurduğu iç haykırışlarında. Kimisinin de, yıkık bir enkazın yanında her şeyini kaybetmişken tuttuğu, bir ekmek parçasında. Kimisi onu sürer, yaralanmış olanların yaralarına, kimi hapseder en karanlık zindanlara. Kimi, onunla aydınlatır göğünü, kimi boğar onu ruhunun karanlığına. Kimi fakir evler onunla şenlenirken, kimi saraylar ağırlayamaz onu o kalabalık sofralarda. Herkesin seslenişi de, bakışı da farklıdır ona. Kendilerinden kelimeler renkler katarak, kucak açarlar insanlığa. Bir öğretmen, bahçıvan gibi onunla sularken öğrencilerinin geleceğini; bir doktor, ameliyat kapısında bekleyen hasta yakınlarının yüreklerine onunla su serpmiştir. Bir ressam, belki en güzel tablosunu onun renkleriyle yaparken, bir müzisyen, notaları onun ahengiyle oluşturmuştur sıra sıra. Bir şair, belki onunla en onulmaz yaralara merhem sürmüştür. Onunla dokunmuştur şarkılar, türküler, şiirler, insanın yalnızlığına. Bir şarkıdan çıkan bir cümle, onunla usulca yüreklere yol almıştır. “Bir umut sürsen iyileşir tüm yaralar.” demiştir biri, onunla yaralar sarılmıştır. “Yok öyle umutları yitirip de karanlıkta savrulmak.” demiştir biri, arkadaşları onunla aynı gökyüzü altında yaşamaya, bir direniş demiştir. Kimi zaman bir müjde gibi dolaşmıştır cephe cephe. Koca yürekli birisi Akif’çe “Yeis öyle bir bataktır ki düşersen boğulursun / Ümide sarıl sımsıkı seyret ne olursun.” demiştir. Zırhlılar arasında can çekişen millet için, bir diriliş olmuştur. Kimisi onu binbir ayaklı olarak tanımlarken, kimisi mucizelerin çiçek açmasını bile ona bağlamıştır. Sürgünde baharı beklerken, esen rüzgarda onu soluklamıştır.
Umut, hiç bir zaman beş harfe sığmamıştır dünyalarımızda. O, hayata kafa tutma biçimidir insanlığın. Varoluş savaşında en önemli sığınağı, gelecek inşaasında en önemli dayanağıdır. Ve limandan demir alma gününe kadar da, en güvenli kucağıdır. Hiçbir beş harfli kelime umut kadar bizi yansıtmamıştır aynalarda. Umuda şiirler yazan şairler gibi, umudu bahçelerimize gül gibi ekerek, ışıldayan gözlerimizle ve taze sevinçlerimizle yeniden bakıyoruz yarına. Şimdi kaldır gözlerini umudun boyadığı
renklerle dolu olan gökyüzüne ve ışılda. Diline dolanan o sözlere ses tellerin eşlik etsin ve senden hatıra kalsın, o yürekten sözler yarınlara. Gür sesinle inlet kubbeyi, umudun sana verdigi o güzide hakla “Yok öyle umutları yitirip de karanlıkta savrulmak, unutma aynı gökyüzü altında bir direniştir yaşamak” de ve unutma, umut her zaman lazımdır sana, onu öyle hor kullanıp yıpratma.“Sen yine de bugünden yarına birazcık umut sakla.”