S.Tuğba Engin
Yine bir sabah vakti, karşımda muhteşem endamıyla doğmakta güneş. Gecenin sırlı günahlarına rağmen başı dik ve yeniden sabahı getirmekte, usanç duymayan haliyle. Güneşin yaratılışı sarmakta bizi. Sevgisi ile büyütmekte gülün dikenlerini..
Şimdi çevir pencereyi kendine, gönlü güneş mi yoksa geceye sır günahlarını mühürleyen bir insan mısın? Hangisi tercihin? Güneş olmak mı tek dileğin?.. Baksana güneşe içi yanıyor, her derdin ızdırabı bağrında yoğruluyor sanki. Masumun gözyaşlarıyla ateşi harmanlanıyor, yanıp tutuşması ölüm ölene dek devam edecek gibi.
Şimdi var mısın GÜNEŞ olmaya, etrafı aydınlatmaya, bu nuru kâinattaki bütün gönüllere duyurmaya?. Kalpleri hissedememekten dolayı çiçek açmayan bu gönüllere baharı getirmeye var mısın?
Ama dur! Senin çiçeklerin su ile değil çile ile büyüyor. Razı mısın büyütmeye?
Hey sana diyorum! Çile dedim diye yüzünü mü asıyorsun bana?. Diyorum ki çiçekler konduracağız gönlün köşe başlarına. O masum gülün dikenlerini büyüteceğiz. Hayır hayır, nefsindeki bencilliği sergileme bana. Güneş olmaktan bahsediyorum yanamam deme, düşme sakın bu karanlığa.
Tamam tamam gözyaşlarını dökme hemen. Anlıyorum seni gecenin günahlarına yüz vermek istemiyorsun. Bu karanlıkta durmak istemiyorsun, gönlü paslanmış insanların yanında ölmek hiç istemiyorsun. Ama şunu unutma! Kalpleri çürük, gözü yaşlı kahpelere sakın aldanma. Bul en doğru yolu, çiçeklerin arasından CENNETE doğru.