RABİA
Zaman yaklaştıkça her gün yazasım geliyor. “Neye yaklaştıkça?” derseniz… Herkesin kendinden bir şeylerine… Kimisi için ölüme, kimi için yeni bir doğuma, belki yeni bir aşka, belki ayrılığa, belki de insanın kendinde çıktığı benlik yolculuğuna… Ben yazanların kalemlerinin ucunda, kelimelerin toplaşıp beklediklerine inanıyorum. “Ah biri gelse de kağıda bizi teker teker yerleştirse.” dediğini duyuyorum. “Ama ince ince, tane tane, naifçe sıraya dizse.” dediklerini duyuyorum. Naçizane, kim “yazar”sa ve kim “yazan”sa, zamandan ziyade kelimelerin ona yol gösterdiğine inanıyorum. Kalemin ve kağıdın en büyük destekçisi olduğuna şahit oluyorum. Bir başladın mı, gerisinin çorap söküğü misali akıp gittiğini görüyorum. O yüzden yazarları ve yazanları sevgi ve saygının yanında kelimelerimle kucaklıyorum. Onlar topluma eser bırakmaktan ziyade, toplumsal ruhun oluşmasında sihirli bir güce sahip gibiler. Her insanın duygusu ve hissi oluyor da, herkes onu ifade edemiyor. Bu yüzden “yazar”lara ve “yazan”lara var olan ihtiyaç da hiç bitmiyor. Bir paragraf, bir cümle ve bir kelime ile tüm insanlığın kalbine dokunuyorlar… Ve dokundukları her şeyi de güzelleştiriyorlar…