Arif O. Yeşilyurt
“Alışmakta öldürür, bize bu keder fazla.”
Geceleri nöbet tutardı babam,
Sabahın ilk ışıklarıyla gelirdi elinde ekmek, gazete.
Ekmeği bölerdi annem, gözüm gazetede,
“En geç 98 de Avrupa Birliğine tam üyeyiz”
Diye atılmış bir manşet
Ne Avrupa Birliği ne Birleşmiş Milletler üyeliği,
Camları kızıla çalan bir evde, Mardin’de,
Ya da havası puslu coğrafyamın ,
Kömür gözlü insanlarında kalırdı aklım.
–
“Heybem düş kırıklarıyla dolu,
Günahlarımı sırtımda taşıyorum.”
Kadim şehirlerin ulu mabedinde,
Karanfil kokulu ellerin göğüs kafesime dokunuşudur bu.
İnandığım yanlışlardan doğruları çıkarmakta hünersiz oluşum,
Ağzımda çalkalanan küfrü yutkunuşumdandır.
Bileklerimde taşırım özgürlüğün ve körlüğümün izlerini,
Ki ben biraz da sana benziyorum.
–
Çıplak ayaklı, itelenmiş, susuyorum…
Yitirdiğim her ne varsa kulluğa yakışır şekilde bulmalıydım.
Soğudukça dudaklarım titremeliydi,
Berrak suları içimde yoğurmalıydım.
Silinmiş bir haritada yabancı konumuna düşen,
İki mülteci olmalıydık seninle,
Payımıza düşeni almalıydık bürokrasiden,
Ya da biz,
Biz olmayabilmeliydik.
–
“Aklımın en güzel tutulmuşluğudur sözlerim.”
Fikrimden gözlerin geçiyor belki de,
Belki de yavaşça terk ediyor sahneyi,
Kör kötürüm sonbahar.
Mevsimler fikrimden göçüyor sevgilim,
Şimdi hiç zamanı değil eylemsizliğimizin.
Kitapların önsözüne gelip kalıyorum,
Sabahlar ne de sessiz geliyor sensizken,
Uykularım iyice hafifledi biliyor musun?
Uykudan bahsetmenin hiç zamanı değil biliyorum.
–
“Ay ışığında yol tutuyorum,
Ölüm soluğumda can veriyor.”
Olur da sözün hükmü kalmazsa kitaplarda,
Uzun bir yolculuğa çıkalım uzak köşelerine dünyanın,
İlahi emre hazır olalım zulme hazır olduğumuz gibi,
Biz gidersek belki kurtulur coğrafyamız,
Asya’nın ıssız toprakları bereketlenir,
Mezopotamya tekrar aydınlığına kavuşur.
Gidelim artık herkes gibi yaşamadık nasıl olsa.