Serge Reggiani’nin bir şarkısı var. “The wolves entered Paris”
Ahmet Altan “Kurtlar şehre indi.” diye çevirir ve ekler :
“Diyorlar ki, yenilmişiz.
Diyorlar ki ölümü savunanlar ölümü avuçlarında taşıyanlar, ölümü zehirli tohumlar gibi hayatımıza saçanlar kazanmış.
Diyorlar ki dağılmış ordularımız.
Diyorlar ki, her cephede bir hüzün, her cephede bir yenilgi varmış.”
Ve cevap veriyor:
“Diyorum ki yenilmedik.
Toy kısraklar gibi oynak bahar sabahları hayatımıza koşarken ne yenilmesi, bu çıldırmış erguvanlar her yana dağılırken kim yenebilir bizi?”
Ahmet Altan’ın satırlarında kurtlarla kavgasını görürsünüz. Kelimeleri sokaklarda cesaret feneri gibi dolaşır, kurtların korkusuyla pencerelerine perdeleri çekenlerin sokaklarında yani. Bir yazarın toplum hayatındaki rolü bu olmalı değil mi zaten? Korkan kalemler cesaretli kelimeleri kullanabilirler mi? Şehrin uğultusuna ve şehre çöken ses ve sise önce onlar perdeleri kapatır.
Kurtlar şehre indi diyor Reggiani ve söylerken kulaklarını dikip, dinler gibi yapar:
“Yüzlerce kurt Paris’e bakıyor ve şimdi kış yüzlerce Kurt Paris’e indi”
Şehre indiyse kurtlar, şimdi bebeklerin kulaklarına kadar iner o uğultu. Tedirgin bir hava ve kaskatı duvarlar arasında bir hayalet gibi büyür bir korku. Cesaret, perdeyi yırtıp kara karışan uğultuya karışana dek. Şimdi iki ses var şehirde. Evlerin kapılarını döven her kar tanesi beyaz bir kurdun rengine bürünür sokaklarda ve geceye karanlıktan bir örtü daha çekilir, kelimeler şimşek gibi geceye inene dek. Ahmet Altan gecenin bu saatinde şehirde dolaşan bir adam.
Ahmet Altan kendi mahallesinde el feneriyle geceyi delen kalem.
Tahliyesi sonrası yaptığı ilk açıklamada “Siz hukukun dışına çıktığınız sürece sizi eleştireceğiz. Sizden korkmuyoruz. Hapishane mi? Ne olduğunu gördük. Bir daha gitmek mi? Bir daha gideriz. Bu ülke bizim. Bu ülkede çocuklar var… Hukuka dönecekler…” Herkesin olduğu yere ve sınırlarına dönmesini istedi. Kurt avına dönüşen ihlalleri eleştirmek şehri istila eden uğultuyu bastıracak kadar yürekli insanların yapacağı şeydi ve Altan onlardan, sesi en gür çıkanlardan.
Şu anda yazdığı Hayat Hanım romanını çalışma odasında, sarı ışığın altında, masasına oturup viskisini içerken yazmak yerine hapishanede yazmayı seçti. Sadece hapishane değil 2003’te yazdığı Ve Kırar Gögsüne Bastırırken kitabındaki pozu vermeyi seçti, hem de kurtlar şehri inmişken.
Dirençle ve direnç yayan bir sesle.
İlk değildi bu çıkışı, şehir kaç defa ablukaya alındıysa o kadar toplumun zihin sokaklarında bildiri yayınladı.
Şehri kurtlara teslim etmeyin dedi.
Toyda şenliğe davet eder gibi dedi, halayı uzatmaya, zılgıtın sesiyle dedi.
Kurtların istila ettiği şehirde dolaşan tedirgin bir sesle değil, gelincik tarlasında aşka davet eden bir hevesle yaptı bunu. Ve dedi ki:
“Şimdi yaşamanın hayatı yaşayarak savunmanın tam zamanı.
Gülmenin zamanı şimdi.
Kederleri hüzünleri usulca koynunuza alıp saklayın.
Yenildiğimizi söyleyenlere kulak vermeyi bırakın.
Biz yenilmeyiz.
Biz ölür, asılır, hapse atılır, mahkemede yargılanır, işsiz kalır, işkence görür, kurşunlanır ama yenilmeyiz.
Hayatı savunanlarız biz.”
2003’te yazdığı satırlardı bunlar. Yenildi mi sizce Ahmet Altan? Hapisteki Ahmet Altan, mahkemedi Altan, işsiz kalan Altan… Yenilmiş midir dersiniz? Hiç sanmam. En son yayınlanan I WIIL NEVER SEE THE WORLD AGAIN kitabına kulak verin isterseniz. “Bunları bir hapishane hücresinde yazıyorum. Ama hapiste değilim. Ben bir yazarım. Ne bulunduğum yerdeyim, ne bulunmadığım yerde. Beni hapse koyabilirsiniz ama beni hapiste tutamazsınız. Bütün yazarlar gibi ben de duvarları rahatça geçecek bir sihrin sahibiyim çünkü.” Yazdığı yeni kitabındaki ses tonu şehre inen kurtların arasındaki gezen tondan
farkı yok. “Yenilmedim” diyor
İnatçı değil, inançlıdır Ahmet Altan. Kendine ilkelerine değerlerine olan olan inanç. İlkelerinin kavgasını veriyor ve büyüyor.
“Diyorlar ki yenilmişiz. Diyorum ki yenilmedik. Gülmeyi, şakalaşmayı, sevişmeyi bilenleriz; aşıkların karşısında başını eğip berduşlarla derinleşenleriz.
Diyorum ki yenilmedin Ahmet Altan, Reggiani’nin kurtları şehre inince de yenilmedin, şehirli kurda dönüşünce de…
Anlayana sivrisinek saz,
Anlamayana davul,zurna az…
**
Şu flütün sesi meğer ne güçlü,
Tâ saray inlemiş sarsılmış herif,
Altan ve kalemi demişler suçlu,
Tarife gerek yok anlıyor Ârif.
**
Şergenekon ürkmüş belli bu sesten,
Halk uyanır demiş cesur nefesten,
Hak gelir kurtarır eri kafesten,
Zalime dik durur eğilmez Elif.
**
Efkâra kin güder cahil takımı,
İlim ve irfanda ister yıkımı,
Haşerat pek sever necis akımı,
Ulema hep mahpus çökmüş maarif.
**
Kitap ve kaleme iblisler düşman,
Sefiller baş olmuş asil perişan,
Hür hukuk isteyen edilir pişman,
Doğru ne söylesen derler muhalif.
**
Merde itibar yok namert muteber,
Her yanda yangın var kem gelir haber,
“Bu gidiş nereye” gün dünden beter
Kırk harami gürûh şerde çok aktif,
**
Saraylı keyf çatar cumhur desen aç,
Yeşil ranta kurban cümle yurt kıraç,
Hastalık her yanda bulunmaz ilaç,
Hak gayreti hani herkes pek pasif,
**
Uslu Hak ve hukuk adalet döner,
Soysuzlar yer yeksan asalet döner,
Bahtına gün doğar hoş hâlet döner,
Şerefsiz kim varsa tutuklar şerif.
**
Z. Güngör Uslu
06:51 14.11.2019 Samsun