SADIK-I MEVA
Hissiz gönüller kirli bir kahkaha patlatılır, masumum canı yanarken. Serseri gönüller anlamaz gözü yaşlının halinden. Belki bir dirhem bassa kafaları anlamaya yakın, duyarlar mı mazlumun ahını en derinden ? Kirli gözlerden akan yasak hayaller kalbi çürütüp bırakır “leş” misali. Bu anlayamamak neden ? Cehil kirli beyinler, kalbin miracına doğamamış, zavallı hissiz gönüller.
Aşkı bana yapraklar anlatır teker teker. Esen rüzgar veda eder gibi gider. Bana esen rüzgarlar anlatır gördüklerini. Nerelerden gelir aşkın habercisi. Birçok şey fısıldar (!) şaşırtır beni en derinden, aramızda sırdır kelimeler en mahreminden, kimse bilmez heceleri. Karanlık mahrem sırrını örter gibi çöker üstüme. Sessizliğinde nice sırlar vardır bilinmez. Karanlık gökyüzünde umudu pırıldayan yıldızlarda bulursun bir an. İşte o an siyahta beyaz olursun umuduararken gecede sır kalırsın. Sırla birleşirsen şayet sende parıldayan yıldızlar görülecek.
Kalbim her daim demir parmaklıklar arkasında olsada görmüyorum umudumu, kanatlandırıyorum arşa kuş misali. Başıma gelse bir bela, zaten düşmüşüm demir parmaklıklar ardına, kederlenmiyorum. Varsa bunda bir hayır, niçin yorayım bir çare gönlümü. Gören yok mu ? Duyan yok mu ? Niçin özgürce bırakmıyorum kendimi yaratıcının Aziz yüceliğine. Biz hiç iken yetecek miyiz şu fani yetersizliğimize.