Gülistan Aktaş
Altında ezildiğimiz duyguların, ellerimizle sıkı sıkı tuttuklarımız olduklarını anlamamız, bizi özgürlüğün yamaçlarında gezinmeye davet eden bir idrak anıdır. Ya o an elimize batan camla kanamaya devam edeceğiz. Bize zarar vereni görmeden acımıza, acının insanın ruhunu ve bedenini kapladığı o karanlık pelerini kafamıza örtüp, en ufak ışığın ne zihnimize ne kalbimize girmesine müsaade etmediğimiz boğucu ıstıraba odaklanacak, olanları zihnimizde düşünce gevişi diye tabir edeceğimiz bir olguyla defalarca olasılıklarıyla düşünecek, ruhumuzu zedeleyene kendimizce çareler bulacak işe yaramayışlarını görecek, gördüklerimize memnun olmayacak memnun olmadıkça kaynağı yaratıcının nur’u olan ruhumuzu dumana bürüyeceğiz. Özü zıddıyla birleşen ruh buna tahammül edemeyecek, özgür, özel, farklı, pırıl pırıl, iç aydınlatan, kalp ısıtan, yol gösteren sıfatlarını yitirecek ve bir cesede dönüşecek. Duygusal yanımız kuvvetliyse bedeni iflas ettirene kadar dayanacak bedenin gücünden enerjisinden faydalanacak belki en güzel çağlarımızı, bir daha geri alamayacağınız anlarımızı hissetmememizi, kendimizi kaybetmemizi sağlayacak, kayboldukça hayata geliş amacımız olan var olma isteğimizi elimizden alacak. Kim mi? Biz. Kendimiz. Zihnimiz. Duygularımız. En çokta sıkı sıkı tutunduklarımız. Bizim, bizde olduklarını sandıklarımız. Bir insan, bir anı, bir duygu, bir ev, bir vatan, bir düşünce. Ya da hiç bizde var olmayan, -mış gibi sandığımız bir şey. Kendi zincirlerimizi tek tek yavaş yavaş boynumuza dolayacak ucunu da elimizde tutacak hayat kaynağımız olan nefesi ve her nefes almamızı sağlayan şeyleri bizden uzaklaştıracağız. Uzaklaştıklarını sanacağız aslında gözlerini yumanın kendimiz olduğunu fark etmeden. Yalnızlaşacak ve neden birilerinin olmadığından şikayet edeceğiz. İstediğimiz şey haricinde bizi tatmin edecek bir başka alternatif olmadığını bile bile. O cama daha da kuvvetli sarılacak, artık o acısız bir hayatımızın olmayacağını hatta önceki hayatımızın nasıl olduğunu hatırlayamadığımızı düşüneceğiz. Bize varlığıyla iyi geldiğini, güçlü hissettiğimizi, onun bir parçamız olduğunu düşünecek ve bunlara küçücük gördüğümüz karşılıklara binaen karar vereceğiz. Tüm bunlarla yaşayacağız o kapkaranlık pelerinin altında. Ya da izin vereceğiz ruhumuza özgürlüğünü tadacak avucu apaçık bırakmakta, bir ışık hüzmesinin yüreğimize düşmesinde, bir kabullenişte. Bir bırakma boğulan kalbe can, hayat dansına bir ritimle ses olacak. Attığımızda ağırlıkları, her şey emredilmiş gibi saracak yaraları, öpecek incinmişliklerden. Hapis ruhumuz kaybettiği ayakları geri verilmiş bir koşucu gibi durmadan, yeniden tattığı hayat güzelliklerinin içinden her kesilen nefesinde yeniden doğarak kendi benliğine koşacak. Var olacak o anda. Çiçekli dalların arasından süzülen ışıltıları görmek, yolda yürürken önünden geçtiği dükkandan havaya akan müziği duymak, insanların farkında olmadıkları kısacık güzellikleri görmek yaşadığını hissettirecek. Biz bileceğiz ince sızısı iz yapacak yaranın. Ama hüzünlenirken sonunda başardığı için gurur duyacak ruhumuz. Bizler sınırsız sınırlı varlıklar olarak ancak kendimizi kontrol edebiliriz. Bizler acılarımızdan daha güçlüyüz ve ses olabiliriz kendimize karşı olan gaddarlığımıza. Yolunu açabiliriz hep orada olacaklarını sandıklarımızın veya sanılarımızın gerçekliğini kendi suratımıza çarpıp onlarsız da olabileceğimizi kalbimize şefkatle anlatabilir ve düşmenin de sürçmenin de hatanın da insan için olduğu ninnisini söyler uyutur -mışlarımızı, ortada yakacak ne gemi ne sığınılan liman olmadığının farkındalığı eşliğinde sessizce terkedebiliriz onları. Kalbimiz bize kalır, ritmiyle ne özgürlük şarkılarına, ne güzel ruhların, zihinlerin barış ve birliktelik çağrılarına, ne onu dinlemek, dinleyip huzur bulmak isteyen kulaklara, ne çocuk gülüşlerine, bahar gelişlerine ses olur. Böylelikle diyebiliriz ki vazgeçebilmek özgürlüktür. Vazgeçemediğimiz tek şeyin kendimiz ve yüreğimiz olması ümidiyle..
“Vazgeçebilmek özgürlüktür.” Yazdığınız satırlar sımsıkı tuttuklarımızı veya tutunduklarımızı yavaşça serbest bırakmamızın bizim için bir ihtiyaç oluşunu çok güzel anlatmış. Sanki çok derin bir nefes alıp onu geri verirken ağırlıkları üstünden atmak gibi yazınıza başlamak ve bitirmek. Elinize,yüreğinize sağlık…