Hamide Yaramış
Hiç karalanmamış bir defter ve ucu iyice sivrilmiş hiç yazı yazmamış bir kalem istiyorum. Tükenmez kalemlerin tükenik olduğu zamanlara yolculuk yapıp, hissizlesen hislerimin yogun yasandigi yillari yeniden hatırlamak istiyorum.
Yediğim, içiğim, giydiğim, gezdiğim evet adına yaşam dediğimiz şeyin ne olduğunu anımsamak istiyorum.
Karnım öylesine tok ki yediğim ekmek hiç lezzetli değil. Gözüm öylesine tok ki kıyafetlerim güzel değil.
Kendi arabam var. Mesafeler yakın fakat gönlüm pek ırak. Tanısam da tanımasam da kimse bana dost değil. Kan değil, can değil insanoğlu… hele derdime hiç derman değil. Öylesine yakındım ki halsiz hallerimden. Bir ben vardi artık O da ben değil.
İçmeden sarhoş olunur muydu? Çok kızıyorum şu kelimelere. Gözümde, gönlümde, zihnimde dolanır durur raks eder gibi. En güzelleri bir araya gelse. Desem ki sözler kifayetsiz, desem ki anlatamıyorum? Ne desem bilmem ki! Yine de benim halim hal değil!
Akl-ı selim kaldıysa su zamanda tarif edilemez denen tüm aşkları tarifsiz anlatıversin bir çırpıda. Çırprınışları var yüreğimin. Küçücük, minicik et parçası. Sığmıyor göğüs kafesime. Sığmıyor şu koca evrene.
Bir ben var benden içeri derdim hep. Şimdi ona sesleniyorum. Çık ulan dışarı. Azıcık dertleş benle. Neler oluyor bize?
Aklım almıyor bu alemi. Söyle bakalım içerdeki ben. Hani anlamlandıramadıklarım var ya, bi de bunların hesabı var ya! Hani herkesin susup da O’nun (cc) konuştuğu o gün. Herkesin ölüp de, hatta Azrail(as) bile. Onun(cc) diri kaldığı o gün! Duyabilecek miyiz Rahman’ın sesini. Hissedebilecek miyiz gerçek aşkımızı?
Hissizleşen hislerimin sukuta uğradığı bir dönem mi garip, yoksa biriken acizliğimin galeyana gelip cesur yürek olması mı? Sahi neler oluyor bana? Bir garip haldeyim. Işık, ses, renk, desen neydi? Var ile yok arasındaki fark gibi miydi?
Yahu neydi yaşamak?
Neydi insan olmak?
Her gün öleceğim ya da ölecek korkusuyla zehirli bal şerbeti içmek mi? Neyin nesi bunlar?
İstişareler istif istif hayatlarınızda. Bunun da bir açıklaması var mı! El amanlara pek yaman cevaplar var. Allah aşkına! Kötülük ne zaman bu kadar cesurdu? Hep cesurdu da bir ben mi farkedemedim?
Ağam, paşam beyleri zekada birden mi dibe vuruyorlardı? Açıklamalarında kaç beyin ölümünün şahidi olduk?
Sahi zulmün kayıt listesi dolamadı mı hala!
Bak benim boş sayfam doldu. Kalemimin ucu bitmek üzere.
Okurken mütebessimdi çehrem. Şöyle bir silkelendi uyuşmuş hallerim. Yahu…? sorularınıza cevap aradım. İyi geldi yazınız. Yaşamak ve kalem ve soruarın açtığı pencerede yazı yazmak. Kaleminize sağlık…
Teşekkürler Canan Hanım.