KATRE
Bir anne özlemi düşerdi ağaçların şakaklarına ve gidişlerin sesleri vururdu kalemime bir ikindi telaşında. Üşümüş parmaklarıma inat, mürekkep kanım kadar sıcak ve dosttu serin Ankara akşamlarında. Cebimde alınteri damlayan harçlığım ne az ne çok, elimde bir kaç jeton… Bir telefon kulübesi önünde sıra beklemekti eylül, hasretti, özlemdi…
Bilmem bu kaçıncı sonbahar…? Yüzümde hala hasret yüklü gözlerin izi var, hala her köşe başında dost bir yürek arıyorum. Yaprakların yanağına düşen vuslat arzusu sarar yüreğimi. Buruk bir sevda dolanır başımda. Uçuşan yapraklara karışır gitgide büyüyen uzaklığım. Kalabalık sokaklarda bir hayalet gibi dolaşır yalnızlığım. Yazının, mektubun hükmünü yitirdiği hengamda, cılız sesimden kaç nota duyulur bilmem şimdi. Kaç selam ulaşır soranlara? Nabzımda atar kuşların kanatlarındaki göç heyecanı. Ayaklarımsa zincirini taşır demir kapıların, üşürüm. Renkler büyülerken gözlerimi, tuvalim baştan başa yaprak dökümü… Türkülerim bağ bozumu akşamları kadar yorgun. Eylül beni vurur, ben Eylül’e vurgun.
Sayfa aralarında kurutulmuş yapraklar kan kırmızısı çiçek açsa bu eylül. Hasretlimiz gelse kapıya ansızın. Ayaklarını okyanuslar okşasa ve güneş gözlerinden doğsa o sabah. Saçlarından sıla kokulu yağmurlar dökülse ve eteklerinden eylül yaprakları. Yaşanmamışlıkları eritsek yazdan kalma günlerde. Avuçlarımızda mevsimler büyütsek, yüreğimizde bahar. Vuslata uzansa bu eylül bütün yollar. Hiç söz etmesek ayrı geçen günlerden. İnce sızılarla kıvrandığımız geceleri boyasak sarıya ve yeşile. Savursak acıları ardısıra rüzgardaki şarkının.
Ağaçların şakaklarına düşen özlemlerde büyüsün sevdalar, yine hasretle yoğrulsun varsın gidişlerin telaşı, yine serin essin rüzgar. Ne gam! Değil mi ki ufukta bu eylül kavuşmak var.
İkindi telaşlarında nice “Eylül” lerde dilekleriniz kabul olsun. Parmakları üşürse de insanın yazmak iyi geliyor…
Elinize sağlık