Dört Yazar Bir Hikaye
Sevgili günlük bugün abimle evde yalnızız. Annem ve babam babaanneme gitti. Tabi abim tüm gün bilgisayar oynayacak biliyorum. Ben de arkadaşlarımı çağırdım. Ama onlar akşam evine gidecek. Yarın sabah erkenden ailem burada olur. Yaşasın kuralsız bir gün !”
-Nevruz neredesin !
– Günlük yazıyorum.
– Annem kahvaltı hazırlayıp gitmiş hadi çok acıktım.
– Geliyorum. E.D
Annem kahvaltı masasını çok güzel hazirlamıştı.Bana ve Kerem’e birer tabak, hemen yanında taze sıkılmış meyve suyu, ortada patates kızartması, haşlanmış yumurta domateslerin yanında, Kerem’e en uzak köşede üzerinden biraz yenmiş çikolata kavanozu, bal ve tereyağı da ekmeğin yanında. Kerem her sabah aynı yere oturur. Ben ve annemin ve babamın yeri de bellidir bizim evde.
Kahvaltı masasında hızlıca bir şeyler atıştırdım. Kerem sadece çikolata yedi, ama o kadar yedi ki bir ara
“Kerem abartmadın mı? Annem gelince kavanozu boş görünce ne diyeceksin?” demek zorunda kaldım. Tabi umrunda olmadı.Tüm çikolatayı kaşıkla yedi. Ne de olsa bu gün annemler yok. Öyleyse yaşasın özgürlük. Kahvaltıdan sonra kerem bilgisayar başına geçti. Ben de odama gidip arkadaşlarım gelmeden giyeceğim kıyafeti seçmeye çalışacaktım. Üst kattaki odama doğru giderken merdivenin tam da bodrum kata yakın kısmından geçerken içimi bir ürperti kapladı. Daha önce hiç böyle hissetmemiştim. Bugün annemler yok diye öyle oldu galiba deyip birinci merdivene adım attım. ZG
Yukarı çıkıp hazırlanmak için odama geldim, özenle seçtiğim kıyafetlerimi giydim. Annemlerin evde olmaması ve arkadaşlarımın gelecek olması beni çok heyecanlandırıyordu. Çalan zil sesiyle yerimden fırladım. Merdivene yöneldiğimde yine aynı yerde, aynı ürperti kapladı içimi ancak bu kez ne olduğunu anlayamadığım bir gürültü eşlik ediyordu buna. Bir an korkuyla sendeledim. Oradan kaçmak istercesine kapıya koştum.
-Hoşgeldiniz.
-Nevruz sen iyi misin?
-Ee..Evet iyiyim tabiki ne oldu ki?
-Yüzün bembeyaz kireç gibi olmuş.
-Bugün bizim günümüz çok heyecanlıyım ondandır.
-Ben de.
-Ben de ben de !
-Kahvaltı yapmayan var mı? Annem harika bir sofra hazırladı giderken, ayrıca taze kek ve kurabiye de var.
-Bunlar harika Nevruz!
Korkudan kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. O tuhaf gürültüde neyin nesiydi? Kerem bilgisayar başında, kulağında kulaklıklarla hiçbir şey duymamıştı. Arkadaşlarımı huzursuz etmemek için onlara da anlatamamıştım. Peki ben şimdi ne yapmalıydım ? (SNM)
İnsan, bilmediği şeyden korkarmış, gürültünün kaynağını öğrenmeliydim. Belki de bodrumun kapısı yine açık kalmış, geçen kış olduğu gibi içeri kedi girmişti. Ne maceraydı ama sabah kalktığımızda üç tane minik kedi yavrusuyla karşılaşmıştık. Ya kedi değilse, içim içimi kemiriyordu. Kerem’e söylemeliydim ve gidip bodrum katını kontrol etmeliydik. Kızları kahvaltı masasına davet edip, çaylarını doldurdum.
-“Siz keyfinize bakın, hemen geliyorum” diyerek odadan çıktım. Hızlıca Kerem’ in yanına gidip, kulaklıkları kafasından çektim. Bir hışımla geri döndü. Onu korkutmuştum. Tam bana kızmaya hazırlanıyordu ki, telaşla konuşmaya başladım.
-Kerem, alt kattan garip gürültüler geliyor, gidip bakmalıyız.
-Saçmalama, kedi girmiştir yine…
-Ya kedi değilse?
Kerem oflaya puflaya bilgisayarın başından kalktı, merdivenlerden inerken bir taraftan söyleniyordu,
-Siz kızlar hep böylesiniz, en ufak bir çıtırtıdan ödünüz kopuyor!
Karanlık bodruma girmiştik, Kerem elektirik düğmesinin yerini ararken bir anda “Ahhhh!” diye bağırdı,
-Hay aksi! Çivi varmış, lanet olsun elim çok acıdı.
Bir yandan da ışığı açmıştı, eline baktı kanıyordu, avucuna acıyla bastırırken o boğucu ve iniltili gürültü tekrar duyuldu. Göz göze geldiğimizde, çıkalım burdan demeye hazırlanıyordum ki ışıklar söndü, karanlık içinde kaldık. El yordamıyla elektrik düğmesini bu sefer ben açtım. Işık yanıyordu, elektrik kesilmemişti, bir anlık yaşadığımız karanlıkta ne olasıydı, Kerem gözlerini bir yere sabitlemiş, kıpırdamadan bakıyordu, bakışlarını takip ettiğimde daha önce orada olduğunu hiç farketmediğim küçücük bir kapı gördüm. Evimizde enteresan şeyler oluyordu ve bu hiç hayra alamet değildi.
-Çıkalım burdan Kerem…
-Evet haydi çıkalım Nevruz…
Arkamızı döndüğümüzde kapı duvar olmuştu adeta, az önce içeriye girdiğimiz kapının yerinde yeller esiyordu. Boğuk ve iniltili gürültü biraz daha yakından tekrar etti, sanki bize yaklaşıyordu. Biran önce buradan çıkmalıydık, birbirimize dönüp, kapıya baktık, başka çaremiz yoktu, kaçmak için bu kapıyı kullanacaktık.
Hızlı adımlarla kapıya yaklaştık, kulbunu çevirip, itirdik. Kapı yavaş bir gıcırtıyla açıldı. (Y.T)
-Eve gitmek istiyorum .
-Ne korkaksın Kerem. Bilgisayar oyununda zombi yakalıyordun . Önden git bakalım
– Giderim ben büyüğüm zaten . Sen de abarttın.
Girdiğimiz kapı yok mu oldu bana mı öyle geldi Kerem ?
– Bak , panik yapıp kapının yerini karıştırdık tamam mı!
– Ya ses neydi?
– Bodrumdayız ve dışarıda acayip rüzgar var . Havalandırma burada ses oradan geliyor. Ayrıca yedek kapıyı bulduk şimdi çıkacağız. Bak her şeyin bir açıklaması var.
Aklın korku sırasında kullandığı savunma mekanizmalarından biriydi mizah ve mantıklı açıklama !
– Sağol Kerem içim rahatladı.
Karanlık geçitte iki gölge gibi Kerem ve Nevruz ilerlerken üçüncü bir gölge duvarda belirdi. E.D
Bir ses duydular. Dikkatle dinleyince sesin havalandırmadan geldiğini anladılar. Kızlar hep bir ağızdan:
-Kerem! Nevruz! Nerdesiniz!
Kerem:
-Bizi merak ettiler bir an önce yukarı çıkmalıyız.
-Evet, ama nasıl ?
Yukarıda kızlar hep bir ağızdan onları çağırıyorlardı. Aşağı bodrum kata inen Ayşe birden bir çığlık attı.
-Kızlar burda kapı yok ve duvarda kanla çizilmiş bir kapı resmi var.
Kızlar korku ve dehşet içinde bahçeye çıkan kapıya doğru koştular Z.G
Hepsi aceleyle çıkmaya çalışıyordu bu garip evden. Ayşe hariç,
-Hadi ne duruyorsun birilerine haber verelim gidelim burdan.
– Ben onları bulacağım.
– Ne istiyorsan öyle yap!
Hepsi gitmişti. Güneşin son ışıklarıydı. Bahçede Ayşe tek başına kalmıştı. İki kardeşi bulmalıydı. Kapıya gitti. Kanla çizilmiş kapı resmine dokundu. Kapı sonuna kadar açıldı…
….
– Burası bahçeye çıkan kapı olmalıydı Nevruz .
– Nereden biliyorsun Kerem?
– Babam bahsetmişti. Hava kararmış olmalı. Çıkışı bulmamız gerek.
– İşte Kerem bir kapı daha!
– Hadi!
Kapıyı açtılar. Soğuk duvara bakıp kaldılar. Başladıkları yer burası… Bodrum kata ilk indikleri oda… Anlamsızca birbirlerine baktılar .
– Neler oluyor?
Derken başını Nevruz’a çevirdi Kerem.
Nevruz yoktu. Bu soğuk bodrum katında hep aynı yere açılan bir kapının önünde zihni karışmıştı. Nevruz yoktu. Bomboş karanlık odada kendi başınaydı.
Anlamsız uğultularda sanki Nevruz un sesini de duyuyordu. Bir kez daha kapıdan geçip yolu takip etmeye karar verdi. Bu kez tek başına!
Kendini tekrar aynı odada buldu. Bu kez bir yazı duvarda kendine bakıyordu.
“Son şansın!”
– Birileri şaka yapıyor olmalı. Kesin Nevruz ve arkadaşları bana oyun oynuyor.
Başka ne düşünebilirdi ki!
-Biri beni izliyor gibi hissediyorum. Hayır bu sadece filmlerde ya da korku hikayelerinde olur. Gerçek hayatta böyle şeyler olmaz Kerem!
Kendi kendine mi konuşuyordu? Zihnini ikna etme yöntemlerinden biriydi bu da.
Alnındaki terleri sildi. Kapıya gitti, “bir işaret olmalı,” dikkatle incelemeye başladı… Derken birinin arkasında olduğunu hissetti. Biliyordu işte, ama bakmak istemiyordu. Tıpkı evdeyken karanlık ama kapısı açık olan odanın önünden geçerken oraya bakmadan hızlıca geçmesi gibi bir histi bu da. Şimdi böyle bir şansı da yoktu. Başını çevirdi.
– Ayşe!
– Kerem nerdesiniz ! Sizi bulmak için uğraştım. Diğerleri gitti.
– Şükürler olsun ki senmişsin. Nevruz kayıp. Dönüp dolaşıp kendimi burada buluyorum. Kapı yok. Sen nasıl geldin?
– Ben mi? Yolu takip ettim.
– Hadi Nevruz’u bulmalıyız. Tekrar deneyelim.
Karanlık koridorda bu kez Ayşe ve Kerem ilerliyor, rüzgar onları takip ediyor, bazen anlamsız uğultular çıkarıyordu.
– Seni ruh sandım Ayşe.
– Hah öyle şeylere inanıyor musun?
– Bilmiyorum düşünemiyorum çok garip şeyler yaşıyoruz, Nevruz yok. Hah burada hep yol değişiyor bu sefer şuraya dönelim.
Hepimiz içimizde bir ruhla doğuyoruz ve ondan korkuyoruz. Ne ironik !
– Çok garip konuşuyorsun Ayşe!
Yolun ucunda bir kapı tekrar belirmişti
– Yine aynı kapıya geldik Ayşe kesin. Bir deneyeyim.
– Abi!!
– Nevruz burası neresi?
– Bak Kerem çıkışı buldum tam sana haber vermeye geliyordum. Bahçeye çıkıyor hadi gel!
Son basamağı çıkıp bahçeye ulaştılar
– Sonunda çıktık. Sen nasıl yolu buldun Kerem
– İşte Ayşe’yle karşılaştık beraber çıkışı bulmaya çalıştık
Nevruz boş gözlerle Kereme baktı . Kerem’in gösterdiği yer boşluğu işaret ediyordu .
– Senden başka kimse yoktu Kerem.
– Ama!
Bir araba bahçenin önünde durdu.
-Anne – Baba!!! Hani sabah gelecektiniz?
– İçimiz rahat etmedi hadi beraber gidiyoruz. Siz ne yapıyorsunuz burada?
– Hiç sadece arkadaşlarımızı uğurladık. Değil mi Kerem?
– Evet… öyle.. sanırım…
– İki saat önce Ayşe aradı. Sizi bulamamışlar. Kapıya kadar gelmiş ama bodruma inememiş. Eve gidip ailesine haber vermiş. Neyse yolda anlatırsınız hadi gidiyoruz.
Kerem ve Nevruz arabaya bindi. Kapıda arabanın uzaklaşmasını izleyen bir çift gözün gölgesinde araba köşeyi dönmüştü. (E.D)
Klasiğin dışında hikaye tarzınız ve hikayeniz için tebrik ediyorum. Okurken, lütfen birazdan Kerem ya da Nevruz uykudan uyanmasın, bu bir rüya olmasın! diye Dua ettim içimden. Şükür ki rüya değilmiş. Çok ürpertici ama o kadar da ilgi çekiciydi hikayeniz. Ellerinize ve kurgunuza sağlık.
Oy, oy, oy bu hikâye NEDİR?!. Bir an bile eksik olmayan korku, daima artan bir gerilim, neyin nerede nnasil verilmesi gerektiğini bilen kalemler…. Üf, üf, üf…. Dört yazar, bu kadar mükemmel bir Eser…
çok güzel olmuş detayları sevdim Ayşe’nin varken yok olması ayrı bir yokken var olması ayrı bir olay olmuş her şey Kerim’i kafasında mı dönüyor yoksa nevruzun kafasında mı dönüyor pek anlayamadım ama bence bu da büyük bir hikayenin merak konusu olabilir