Seyfullah Sacit
Zamanın ağırlığı, zemin hareketine inat ağır ağır ilerliyor. Her an bir ömür uzunluğunda, her gün sonsuz sanki bu girdabın kıyısında. Kara bir delik misâli, etrafındaki her cismi zamansızlığa sürükleyen bu durumu, zaman olgusuyla açıklamakta hayli güç.
Yağmur yağıyor. Gelecek olan büyük bela öncesi bir sessizlik kaplıyor içimi. Kimseye anlatamadığım, anlatsam da kimsenin anlamadığı bir tûfan yaklaşıyor. Fark ettiremiyorum. Artık bunun için çaba bile harcamıyorum.
Kimseye suç bulamam. Belki ben idrâkinde olduğum halde gereğini yerine getiremiyorum. Evet, gereğini yerine getirmiyorum. Her yapılan şeyin ardından beni bu hâle sürükleyen şey nedir?
Sabahın ilk ışıkları da aynı artık, gecenin karanlığı da… Her gün vaktin ağırlığı içinde boğulmaktan kurtulup ümit seli olamamak… Hâl-i Efkan denilen şey bu olsa gerek…
Gök, gürültüsüyle beni kendime getirmeye çalışsa da o da bir işe yaramıyor. Yine bohemlik denizi içinde huzur arıyorum. Çoğu zaman bulamadığımda uykuya dalıp rüyâlara sığınıyorum. O da bir işe yaramıyor.
Bir dua serinliği aradığım günün ve gecenin içinde, uçup gitmek isteyen gönlümün göğüs kafesi içinde nasıl da zindan hayatı yaşadığımı görüyorum artık. Takıldım kaldım. Olduğum yerde kımıldayamıyorum. Suskunluğum ve aldanışımın sonucunda, zamanın durduğu bir an misâli ya da yaşadığım her şeyi tekrar tekrar yaşıyormuşum gibi bir mihverin ortasında bekliyorum.
Ne gidebiliyorum ne de kalabiliyorum. Her an yer değiştirme isteğim sadece dünyaya ait. Ben rûhumla seyahat edemiyorum. Göğüs üzerindeki kemiklere neden kafes denildiğini şimdi daha iyi idrak ederken, bende bir ütopya hâlini almış olan ümit ülkesine bir adım dahi atamıyorum.
Hasretim, çocukluğumdan kalma birçok mânevi ilhâmın arayışında. Özlemim, kara bulutların ardından gelen masmavi gökyüzünün ümidini taşımakta. Hüznüm, geceye katran çalmış, acı içinde kıvranan ruhumun ıztırabına kezzap sunuyor. Ben burada kalmaktan korkuyorum. Ben, ayrı kalmanın en acısını tadanlardan biriyim. Ayrılık acısını dünyalık bir şey sananlar, o acıyı tam mânâsı ile tatmamıştır.
Ayrılık geceye düşülen birkaç notla anlam buluyor bende… Bu hâl, zindan ülkesinde özlemi, beklemeyi, ümidi, yeis’i ve daha birçok duyguyu içinde taşıyor. Parmaklıklar ardında bir pencereden dışarıya bakarken hissettiğim tüm duygular ayrılığın içinde.
Zindan denilen kavramı, var sen anlamlandır artık. Kimine fiziksel bir bina, kimine nefsin esareti… Kimine tüm dünya bir zindan, kimine ise bir belde… Ayrılık acısını tattım demek isteyen varsa bir yol… Dünyası zindan olana ayrılığı sor…
Son demde, Sezai Karakoç’tan bir kaç mısra düşerim dua niyetine.
“Ey sevgili
En sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim…”
“Ben burada kalmaktan korkuyorum…”
Yazınız çok güzel, îfadeleriniz çok duygusal. Korkularımla yüzleştim aniden notlarınızı okurken. O kadar çok şey var ki “burada kalmak” la başımıza gelecek. Hepimiz “burada” yı farklı yaşıyoruz. Bazen hayal, bazen gurbet,bazen öz vatanın, bazen de o ruh halin…Ufku çok açık yazınızın. Elinize, yüreğinize sağlık.