Esra Dolunay
Ağaçlı yolun ucunda küçük tekerlekler ve üzerindeki mutlu yüz, rüzgârla yarışırcasına süzülüyor. Ağaçların gölgeleri, dallardan sızan ışık hüzmeleri, bu mutlu yüzde ışıldıyor.
-Hah! Hadi rüzgâr sen mi hızlısın ben mi? İşte geçtim seni.
Rüzgâr, en özgür gününü yaşıyor. Özgürce dalgalanıyor zeytin ağaçlarının dallarında ve zeytin rengi saçlarda.
Bir arı kuşu bu yarışa katılıyor. Arı kuşu mu? Arı mı, kuş mu ? Hiç gördünüz mü arı kuşu? Saniyede yüzlerce kez kanat çırpabilen bir kuş bu. O kadar hızlı çırpar ki kanatlarını, görünmez olur neredeyse bu kanat çırpışları.
-Demek benle yarışmak istiyorsun arı kuşu! Dene bakalım!
Patenler hızlanıyor. Rüzgâr da patenlere yardım ediyor. Ağaçlı yolda iki kahraman. Biri arı kuşu, öteki ise Ahmet Burhan..
-Ben usta bir paten sürücüsüyüm arı kuşu. Hiç şansın yok.
Son dönemeci de geçince, arı kuşu kaldı geride. Bir kaç bisikletli yol verdi çocuğa.
Bahçeli evin kapısında durdu çocuk. İçeriden bir müzik sesi dalga dalga yayıldı sokağa, bahçeye…
Çok tanıdık bir ses bu. Piyano muydu, keman mı, yoksa bir violin? Tüm tabiat kulak ver diyordu bu sese… Dinleyin!
Kahvaltıdan önceki bu paten turunun ardından “Oh! mis gibi anne kahvaltısı ve sonrasındaysa babamla yapboz yapmak” dedi… İçeriye doğru adım atarken çocuk, güzel kokuları takip eden evin kedisi “Kahraman” ın da başını okşadı.
İçeriye girdiğinde kahvaltı hazırdı. Ellerini yıkayıp masaya oturdu çocuk. Pencereden giren güneş, masadaki lezzetli yiyecek-
leri aydınlatıyordu. Ballı çayını yudumlarken, babası da yanına oturmuştu:
– Bugünkü paten sürüşü nasıl geçti bakalım Ahmet?
– En hızlı bendim yine. Bir de görünmez kuşla yarıştım. Onu geçtim.
– Görünmez mi? dedi annesi şaşkınlıkla.
– Evet. dedi heyecanla çocuk.
Masadan kalkıp, kitaplıktaki ilginç hayvanlar ansiklopedisini kaptı ve masaya döndü. Açtığı sayfada “Görünmez Kuş – Arı Kuşu” yazılıydı.
Babası, gülümsedi bu kez:
– Arı kuşu bu. Gerçekten bazen görünmez olabiliyorlar. O kadar hızlılar ki, gözden kaybolmaları ve yeniden belirmeleri saniyeler alıyor.
– Ben onu geçtim işte! dedi gururla çocuk.
Hep beraber güldüler ve kahvaltılarını bitirdiler.
– Kahraman’ın yemeğini bahçeye bırakır mısın Ahmet? dedi annesi. Ahmet tabağı kaptığı gibi bahçeye koştu. Kahraman bir ağacı tırmalamakla meşguldu. Ahmet’i görür görmez yanına koştu. Bir kaç kez mırıldandı. Başı da okşanınca iyice keyiflenmişti. Tabağı görmesiyle içine yumulması bir oldu. Ahmet ise “Kahraman”ı, bu haylaz kediyi seyrediyordu.
Yine o ses! Keman mı yoksa bir violin? Kulak ver bu sese diyordu bahçe, tabiat… Dinleyin!
Nereden geliyordu bu ses. Bahçenin ilerisine, arka bahçeye doğru yürüdü. Yürüdükçe, ses bir belirginleşip bir kayboldu. Tam erik ağacının altında. Yan bahçedeki yaşlı amca garip bir şeyle uğraşıyordu. Merak ve tedirginlikle ilerledi çocuk. Onu fark eden ihtiyar, bir kahkaha attı:
– HAH HAH! Evlat gel gel çekinme. Adın ne senin?
-Ahmet.
-Ne kadar güzel bir kahraman ismi?
– Kahraman bizim kedimizin adı efendim.
– AHAHAH! Akıllı bir çocuksun sen. Hem de kedin var, merhametlisin de.
Ahmet’in gözü ihtiyarın elinde tuttuğu müzik aletine kaydı.
– Bu nedir? O ses bundan mı geliyor?
– Bu “kanun” evlat. Bak böyle çalmalısın. İhtiyar, bir düzine tele, üzerinde uçarcasına dokundu ve ahenkli bir melodi yayıldı bahçeye.
– Çok fazla tel var. Karışmıyor mu?
– Ha, doğru bu dediğin. Yıllardır çalıyorum. Artık karıştırmıyorum.
– Bu teller arasında parmakların çok hızlı olmalı.
– Paten sürerken de çok hızlı olmalısın. Benim gibi.
– Bir süre sonra parmakların bu tellerde görünmez olur.
– Paten tekerlekleri gibi.
– Tıpkı bir arı kuşu gibi!
– Tıpkı arı kuşu gibi…
– !!!?
– Siz de sabah yarışta geçtiğim arı kuşunu biliyorsunuz.
– Şu görünmez kuşu mu? Bilirim.
– Babam, o kuşun çok hızlı olduğu için, görünmez olduğunu söyledi.
– Biliyor musun? Ben çocukken o görünmez kuşu gördüm. Eğer ona dokunabilirsen, sen de onun gibi olabilirsin. Bu arı kuşunun sırrı.
– Peki siz onu tutabildiniz mi?
– …..
– Ahmet!
– Annem sesleniyor. Gitmeliyim.
– Görüşürüz evlat.
– İhtiyar adam dokundu kanunun tellerine, yeniden bahçeyi sardı melodiler.
Ertesi gün.. Bir kaç bisikletli, ağaçlı yolda ilerliyor.. Ve arkada pateniyle Ahmet, ışıltılı ağaçları geçiyor yine, sonra yürüyüş yapan köpekleri, sonra bisikletlileri.. Bu ağaçlı yolda ondan hızlısı yok şimdi. Kafasını çeviriyor yan tarafa. Işıltılı göl bir görünüp bir kayboluyor, sıralı ağaçların aralıklarında. Bir şey daha var görünüp kaybolan….
– Yine sen! demek.
Bir görünüp bir kaybolan arı kuşu, önüne süzülüyor saniyeler içinde Ahmetin. Patenler hızlanıyor. Arı
kuşunun kanatları da.. Şimdi ağaçlı yolda kimse yok, bu iki kahramandan başka. Daha da hızlanıyor patenler, daha da hızlanıyor kanatlar, biraz daha hızlı ve biraz daha.. Görünmez oluyor tekerlekler, görünmez oluyor kanatlar.. Şimdi çok yakın işte. Eğer ona dokunabi- lirse.. Ellerini uzatıyor Ahmet.. Parmakları arı kuşunun kuyruğuna dokunuyor usulca.. Kanatlar durmuş şimdi, tek bir kez bile çırpılmıyor. Zaman duruyor… Ahmet’in gözleri patenlerinde. Patenler ise yerden yüksekte. Yükseldikçe ışıltılı gölün manzarası aşağıda kalıyor. Şimdi ikisi de hızın ötesinde..!
-Bana katılmak ister misin?
– Sen benimle konuşuyorsun! Neredeyiz?
– Burası ışıltılı göl. Bizim gölümüz. Sadece kalbinde güzellik bulunanlar burayı ziyaret edebilir.
– Ben şu an uçuyor muyum?
…
Arı kuşunun renk cümbüşü kanatlarını takip ettikçe, ileride mavi gölün kıyısına sıralanan ağaçlar ve ağaçlarda rengarenk arı kuşları, yanlarında ise kendisi gibi kahramanlar, bir görünüp bir kayboluyor, neşe içinde uçuşuyor, oyunlar oynuyor. Sanki onlar zamana değil, zaman onlara uyum sağlıyordu. Mavi göle pateniyle indiğinde, göl donmuş hâle dönüyor. Arı kuşları ve kahramanların, son hız kaydıkları derin bir maviliğe dönüyordu.
– Burası harika! dedi çocuk.
– Burası bizim gizli yerimiz.
– İstediğim zaman gelebilir miyim? Hemen haber vermeliyim evdekilere de.
– Şu kıyıyı görüyor musun? Hadi beni takip et!
Arı kuşu bir anda beş metre ileriye uçtu. Ahmet vakit kaybetmeden donmuş gölde ileri atıldı. Patenler artık buz patenine dönmüştü. Bir kaç kar tanesi atıştırdı yukarıdan… Sonra iri kar yumaklarına döndü. Yavaş ve sık düşen lapa karlara.. Kaydıkça hızlandı. Hızlandıkça patenler, kar taneleri yüzüne yumuşak bir öpücük kondurdu. Arı kuşunun hemen arkasındaydı…
Kar tanelerinin arasında artık görünmüyordu arı kuşu..
Sağa sola baktı. Kar tanelerinden artık görünmüyordu ilerisi. Kıyı yakın olmalıydı. .
Daha hızlı adım attı. Ayaklarının altında kayan buz, akan bir su gibiydi..
Ayağına bir şey takıldı. Çekiştiren bir şey..
– Kahraman!! Ayağımla mı oynuyorsun? Neredeyim?
Arka bahçedeki hamaktan doğruldu.
-Hemen aileme anlatmalıyım. Ya inanmazlarsa?
Ne, rüya mıydı ?!…
Etrafına bakındı.
Çitlerin arkasında ihtiyarı gördü, önünde tellerine dokunduğu müzik aletinden kafasını kaldırıp
çocuğa gülümsedi.
– Demek gördün evlat!
– Rüyamı siz nasıl gördünüz?
– Rüya mıydı sanıyorsun?
İhtiyar gülümseyerek kanunun tellerine dokundu. Bir arı kuşu dalların arasında kayboldu.
(Not : Ahmet Burhan‘ın hayali, paten sürmek. Sevdiği şey, kar ve karda oynamak.)
Bir hayat, bir çocuk… Bu nasıl bir hikayedir ki nice hikaye denen yazıyı susturur içinde geçen tasvirlerle. Müthiş tasvirler,gelip gidişler,zamanda yolculuk…Elinize sağlık, kaleminize de yüreğinize de.Bu kadar kuvvetli hikaye yazmanız ve bizim de okuyabilmemiz daim olsun.
Heyecanla okunan bir öykü daha. Sonunun hiç beklenmedik olması ise işin fantastik yönü. Çok sevdim. Dil ve teknik bir an bile bırakmıyor okuyucuyu, yani beni. Çok beğendim. Tebrikler.