KATRE
Önce senin semalarından göçerdi kuşlar ve onlar gitmeden gelişlerini özlerdin. Önce senin dalların boşalırdı da gözünü toprağa diker Kuddüs zikrederdin. Omuzların dertlilerin konağıydı, yüreğin enginlere yelken açanların limanı. İçindeki yangın dünyayı sarardı, sen yanarken ab-ı hayat devşirirdin. Kimileri gökyüzüne serenat dizerken cümbüşlü gecelerden, sen yıldızları toplama sevdasındaydın elifli hecelerden.
Sen…
Bozkırların çocuğu…
Suyun toprakla buluşmasını da bilirdin, dudakları çatlatan ayazı da. Donduran gecelerde bir bardak demli çaydı yarenlik ettiğin ve bir kaç satır hasbihal umudu yeşerttiğin. Yalancı baharlar hazandı senin mevsiminde. Ne baykuşların yoluna tünemesiydi derdin, ne şarkılar dinlemekti bülbüllerden. Sen çiçeği özüne erdirme sevdasındaydın firdevsî bahçelerden. Gün batışları serin olur bozkırın guruplarında. Kaybolan günün kızıllığına fısıldarsın hüznünü gizlice; bir de avuçlarında biriktirir, gözyaşlarınla sunarsın herşeyin sahibine. Hasretini başka mevsimlere doğru yola çıkan güneşin zülfüne takarsın. Ondandır tanışıklığın gurbetin garipliğiyle… Ondandır hoyrat dillere susuşun ve ondandır dost eliyle bin parçaya bölünsen de acıyı balla yoğuruşun. Şubatın soğuğuna da eyvallah, Temmuzun ateşine de… Sen bozkırın gurbette açan çiçeği… Toprağa aşık, göğe sevdalı. Kuru dikenlerin arasından olgun başaklar toplamaktır seni coşturan. Berekettir lokman, şükürdür suyun.
Gün gelir gurbetin semalarını doldurur kanatlarında âtîyi taşıyan kuşlar. Dallarını meyveyle donatır bir Hayy üfleyişi. Hasbihalin şükür bulutlarında yoğunlaşır. Sakın eğilmesin başın, düşmesin omuzların.
Sen gurbetin bozkır yüzlü çocuğu… Şimdi çiçeğin özüne ereceği yerde, gurbetin Kurbete değdiği mevsimdesin. Ayağın takılmasın gölgelere, bahara uyanış seferindesin.