ŞERİF AYDIN
Ölmesinler diye çiçeklerin resmini yapıyorum,” diyor, Frida.
Böyle bilin Meksikalı Frida’yı.
İsmi “barış” demektir.
Acı çekmiş bir kadının Frida diye dolaşması, hayatındaki onca yıkıma rağmen simgesi olan bir çiçeğin harabelerden tekrar yükselmesi gibi bir şeydir. Resimlerinde çoğunlukla kendisi ve çiçekleri var, bazen de canını acıtan bir tablonun resmi. Kendisini niye bu denli resmettiğini soranlara “Bu bitmek bilmez bir can çekişmeden ibaret olan yaşamımla ilgili olarak şunları söyleyebilirim: Ben uçmak isteyip de uçamayan bir kuş gibiydim. Kendi portremi resmediyorum çünkü çoğunlukla yalnızım, çünkü en iyi tanıdığım insanım.”
Yalnız ama güçlüdür Frida. Yatağa mahkum yaşadığında da güçlü, “Tahta bacak!” diye çağrıldığında da. Gücünün hayatının birçok karesinde görürsünüz. En çok da yaşam mücadelesinde. En büyük hayallerinden biri ülkesinde bir gün resim sergisi açmak. Yıllar sonra bu fırsat doğduğunda hastalığı yüzünden yatağa çoktan mahkum olmuştur. Ama gitmek ister ısrarla bu sergiye. Eşi, büyük ressam Diego Rivera sıcak bir sesle “Frida kal yatağında, iyileşmen lazım. Senin yerine ben gider, tüm dedikoduları toplar gelir anlatırım sana,” dese de Frida’yı ikna edemez. Sergi başlar, konuşmalar biter, kokteil sırasında Diego, onunla ilgili hatıralarını anlatırken, kapıdan bir ses duyulur. Herkes merakla o tarafa döner, şaşırır. Yatağıyla salona giren Frida’nın sesidir, o. Evden kaçan çocuğun muzipliğiyle doktoruna “Doktor, yatağından çıkmaman lazım, demiştin, çıkmadım, yatağımla geldim. Bir içki içmeme izin var mı? Söz cenazemde içmeyeceğim,” der. Hani “ölmesinler diye çiçeklerin resmini yapıyorum” demişti ya, işte budur Frida. kendince hayatta kalma ve yaşatma yolu bulan bir portre.
Kaç kadın vardır güzelliğine gidecek yolu idealine feda edecek kadar güçlü? Kaç kadın var bilemem ama, Frida onlardan biri. Kalın hatta bitişik kaşları ve yer yer resimlerinde göstermekten çekinmediği bir de bıyıkları vardır Frida’nın, kimine göre çirkin yanı, kimine göre onu güçlü kılan soylu bir karar.
Ondan dinleyin isterseniz bunu.
“A, evet, bir de şu küçük bıyığım var. Sözü gelmişken, itiraf edeyim: Bu, Diego’yla aramızda bir sorun olmuştur. Bir gün bıyığımı aldırmak istemiştim, Diego korkunç öfkelendi. Diego bıyığımı sever, onun için bu bir ayrıcalık belirtisidir. On dokuzuncu yüzyılda Meksikalı burjuva kadınları bıyıklarıyla İspanyol kökenli olduklarını sergilerlermiş,” çünkü malum, yerliler kösedir.
Frida “barış” demekti, Frida aynı zamanda umut. Etkili çizer, etkili bakar. Sadece resimlere anlam yüklemez, tabloluk acılarına da çiçekler takmasını çok iyi başarır, Frida. Ağır hastadır O, arkadaşı tesselli için gayret sarf eder.
“Atlatacaksın.’’
‘’İyileşeceksin.’’
‘’Emin ol iyileşeceksin,” deyince,
‘’İyileşmek mi?’’ der Frida, “ama ben hasta değilim ki. Kırık döküğüm. Aynı şey değil, anlıyor musunuz?’’ Frida’nın gözlerinden istiyorum. Üzerine gelen göktaşını başka yöne döndüren bu bakış açısından. Papyonu yana sarkmış, Lordlar kamarasında bir prens edasıyla veya kılıcı grur kaynağı olan bir Lejyoner tavrıyla alkışlamak istiyorum. Muhteşem….
İnatçıdır aynı zamanda, Frida.
Yüzlerce tuvalde fırçası olan ve kendi ifadesiyle “uçmak isteyip uçamayan” bu kuş, ısrarla resimlerine devam etme sebebini şöyle açıklar. “Nasıl olsa umutsuz olacaksam, hiç olmazsa üretken olmalıyım.”
Frida’nın penceresidir bu.
Düşünceleri de resimleri gibi çiçekli. Bahar kokulu, ilham verici…
Mutluluğu kovalar yıllarca, acı onu kovaladıkça.
İkisi de yorulmaz. Ama gülümsemeyi hep bir adım önde başaran biri vardır sanki: Frida.
Bir gün eşi Dieogo’ya:
“Mutluluk nedir, biliyor musun? diye sorar Frida, muzip bir bakışla.
‘Sosyalizm olabilir ya da belki nirvana?’’
“Hayır öyle değil, şu an mutluluk nedir?
‘’Sıcacık öğle yemeğini getirdiğin çiçekli küçük sepet?’’
“Bak Diego, yine bulamadın. Şu an mutluluk, bu söylediğinin biraz daha ötesinde bir şey. Ben hamileyim. Duyuyor musun? Kurbağayla beyaz güvercin karması minik bir bebeğim olacak.” Kurbağa ve beyaz güvercin Diego’nun evlilik kararı aldığı gün yaptığı hızlı kara kalem resimdir. Kurbağa Diego, güvercin Frida. Frida’nın çok istediği mutluluktur ama yarım kalır, bu.
Tekerlekli sandalyeyle inatla 2 Temmuz’daki komünistlerin eylemine destek verir. Fırçayı yetim bırakmadan on birgün önce. Bu, kalabalıklarla son buluşması olur Frida’nın.
Son tablosu kırmızı karpuzlardan oluşan “Yaşasın Yaşam” adında bir natürmorttu…
Yaşasın umut, yaşasın Frida….