Seyfullah Sacit:
“Kristal denizaltı” … esere ilk başladığımda, o zamanlar zihnimi meşgul eden “hiçlik ve her şey” üzerine bir tartışma ile kitaba giriş yaptığı için bir hayli etkilendiğimi itiraf etmeliyim.”
Hiç bilmediğimiz olay veya olgular üzerine ya da neredeyse hiç tanımadığımız, gıyaben bildiğimiz bir insan üzerine yazmak gerçekten zordur. Hele de bu yazar-çizer veya herkesin değimiyle aydın takımında bir insansa. O insanı hakikaten anlamadan yazmak gerçekten zordur. Lakin birebir tanımamış olsak dahi olaylar ve olgular karşısında sergilediği tavır ve duruşu ile bir insanı yazmakta olağan bir şeydir diye düşünüyorum. Kitaplarına bile ulaşmanın benim durumumda olan bir insan için zor olması da dâhil olarak, o insan üzerine şu an bu yazıyı kaleme alırken çok zorlanacağımın bilincinde olarak yazmaya başladım. Niyetim, sadece bir kitabını okuyabildiğim ve zindan ülkesinde zalim güruha karşı zülkarneyn seti gibi dimdik duran insanın üzerine çok bilgim olmadan, yalnızca gözlemlerimle –ki yanıltıcı da olsa- uzaktan, kendimce ve ben de oluşturduğu fikir ve anlam planında anlatmak… Evet, bu anlatım kendi öznel hayatım içinde bir Ahmet ALTAN tasviridir.
Edindiğim bilgilerden çok bir eserini okuyarak tanıştım 2013 yılında Ahmet ALTAN Bey ile ilkin. “Kristal denizaltı”… Esere ilk başladığımda, o zamanlar zihnimi meşgul eden “hiçlik ve her şey” üzerine bir tartışma ile kitaba giriş yaptığı için bir hayli etkilendiğimi itiraf etmeliyim. Kitap boyunca bu iki kavram üzerine yazılmış farklı denemelerden oluşan yazılar vardı. Hepsi bu iki kavramın farklı perspektiflerden bakılarak yorumlanmasından ibaretti aslında temel olarak. Lakin yazısındaki ustalık burada ortaya çıkıyordu. Okuduğunuz da bütün o makaleler farklı bir yazı çehresi gösteriyordu.
Dikkat kesilmiştim. Çünkü yukarıda da belirttiğim üzere, zihnimi en çok meşgul eden iki kavram üzerinde bir kitaptı bu. Kitabın diğer dikkat çeken kısmı ise kadınlar ve düşmüşlük üzerine yapılan analizlerdi. Kitapla beraber toplumda görmek istemediğimiz ama var olan bir dünyaya adım atıyordum ve temel iki kavram olan hiçlik ve her şey kavramlarını, toplumdan soyutlanmaya çalışılan ve kötü olarak nitelendirilen düşmüşler cemiyeti üzerinden bir anlatımla karşılaşıyordum. Teşbihte hata olmasın, Şems hazretlerinin Konya’ya ilk geldiğinde ilkin düşmüşler cemiyetini ziyaret etmesini bana anımsattı. Ahmet Altan’da bir Şems gördüm diyebilirim. Lakin bu şemsi insanlara anlatmak çok zordu. Çünkü aynı Şems dönemi Konya’sındaki yobaz dindarlar gibi günümüz yobazları da anlamamak için direneceklerdi. Her neyse…
Kitabın devamında “CARUSO” adlı ünlü İtalyan ses sanatçısının hikâyesine gelince afalladım. Temel iki kavramın o an yetenekle açıklanması vardı. İnanılmaz olan şey yetenekleri olan insanlara çok şanslı olarak bakmamızın önüne set çekmesiydi. Çünkü o yetenek Caruso gibi bir dehayı aşkından etmesiydi. Bize başka bir bakış açısı sunuyordu Altan… Yetenekte insandan çok şey götürebilirdi.
Genel olarak Altan, realite planında iyiyi ve güzeli aramış bir aydın. Bir paradoks gibi görünse de düşmüşler veya hayatın sillesini yemişler arasında bu kavramları aramaya başlamış olması onun gerçeklik babında ne kadar derinleştiğini gösteriyor. Yaşanılan zulüm sürecinde korkusuzca ve dimdik durmasını, ben, birazda bu realiteyi bilip bu gerçeklik içinde iyinin ve güzelin olduğunu gösterme çabasına bağlıyorum.
Fikir planında, romantik bir yapıdan daha çok gerçeklik alanına ulaşabilmiş aydınların bir şeyler değiştirebileceğine olan inancım Altan ile daha da kuvvetlendi diyebilirim. Hareket ve aksiyon alanına en çok bu tarzı aydınlar etki eder ve bu da çoğu zalimin hiç hoşun giden bir hareket ve düşünce tarzı değildir. Çünkü bu tarz aydınlar hakikatlerden bahseder ve onu savunurlar. Bu savundukları hakikatlerden taviz vermedikleri için de bedel öderler. Tarih boyunca birçok örneğini gördüğümüz bu tarz münevverler gibi Ahmet Altan da şu an hapishane de bir şaki gibi yargılanmakta ve zalime zalim dediği için zulüm görmektedir.
Okuduğum bir kitabı ve gözlemlerim sonucu benim zihnimdeki Ahmet Altan, zamanın aydın şahsiyetlerden ve örnek teşkil eden münevverlerden. Önyargısızca okunması ve anlam dünyasında tanınması gereken bir babayiğit…