Canan Duyuş
Bir şair sesleniyor şimdi dizelerinden. Yeni bir masalı şiir olarak okumak vaktidir yine. Şairlerde duygu öndedir evet ama şairler de düşünür, çocuk yanlarıyla bakarlar etraflarına. Herkes küçüklere masallar devşirir şairler de yazarlar şiirlerinin içinde bin bir renkli dünyalarından dizelere sığmayacak masallarını. Büyüklerin de masal okumaya dinlemeye ihtiyacı vardır aslında. Çünkü büyümemiş çocuk duyguları şiirlerdeki masallarla daha çok anlam bulur.
Düşünüyordum
Olaylara insan,
İnsanlara olay çıktı
Masalımdan.
Ne de doğru söylüyordu şair. Olayların içinde insan var evet. Olay örgülerindeki gibi şahıslar başta geliyor hep olayın içinde. İnsan olduğu her yere bir iz bırakıyor. Ama kalbindeki merhamet ölçüsünde bu iz. İyi veya kötü, güzel ya da çirkin. İnsan düşünür, insan yaşar, insan yaşatır. Ve eğer masalın kahramanı insansa daha da ilginç hallere bürünür o masal. Hayvanlarda beliren her halin farklı görünenidir insan yüzleri, insan sözleri. Gelir de bir çocuğun kalbine yerleşirse insan halleri henüz erken de olabilir. Çocuklar ve insanlar ve hayaller…
Biri varmış, biri yokmuş derken
Yollardan trenlerden,
Sözü aldım getirdim
Dağlardan tepelerden.
Evet öyledir. Masallar bir varmış bir yokmuşla başlar. Sonra da çocuğun gözünde bir şeyler gelir gider, sobeler, kaçar. Tutar bırakır. Hayalleri kadar hızlıdır masallar çocuk için. İnsan büyüdükçe hayalleri küçülür. Yolları hayal etmez insan, her yolunda yürümüşlüğü vardır hayatın. Sonra dağlar, tepeler aşılasıdır insana. Dağ, vadi, tepe üzerinde hayallerin sırtında uçulası diye bilen yalnız çocuklardır çünkü. Hayalleri alır götürürür çocukları her yere. Treni kara tren, yük treni, yolcu treni diye bilir büyükler. Oysa masallarda konuşan trenlere de arkadaştır çocuklar.
Ben de biriktirdim
Hiç’leri hep’e
Bir dağ bozdum
Yaptım binlerce tepe.
Çocuklar, neler biriktirir ceplerinde hayalden gömleklerinin. Paltolarının cebinde kimi ekmek kırıntısı, kimi bilye, kimi de çamurdan oyuncak taşırlar. Ya hiç yoktur kahramanlar ya da hep vardır hep olacak halleriyle akıllarında, kalplerinde. Çocukluğunu terk eden insanlar için zordur ceplerinden umutlarını çıkarmak, sevgiyle koşmak kırlarda sonra artık yok saydığını affetmek, geri getirmek duygu dünyasına. İnsan, ancak hayal kurarsa dağları aşar tepelerde gezinir her haliyle ve tüm yaşamışlıklarıyla. Ha bir de şairse masal da yazarsa hele, dağ da görünür şiirlerinde tepeler de.
Kurdum orada burada
Ev-ev, köyler kentler,
Dağıttım oda oda
Dağıttım birer birer.
Bir şairin ‘’Orda bir köy var uzakta / O köy bizim köyümüzdür’’ dizelerini masal yazan şair süsler evlerle, kentlerle. Köyün hem içinde hem dışında kurdurur yaşam alanlarını. Her odada çocukluğun ayrı halleri, geçmişin kimi sarı, kimi mavi, hem yeşil hem pembe hayalleri ile doludur dizeler. Gülümser şairin masalından insanın çocuk yanlarına, yaşadığı, özlediği anlara.
Dağıldı tepelere
Dağların önü ardı,
Sevenlere sevilenlere
Artık bir tepe vardı.
Dağlara ulaşmak mümkün değilse de küçük tepeler kucak açar masal da büyümüş çocuklara. Dünyada seven vardır, sevilmiş, sevilen ve sevmeyi kalbine hayat kılan… Her şey sevgi üstüne kuruludur çocuklar gibi. Her tepeden şair masalında sevgiler gönderir okuyan her göze, kalbe. Şiirinin dizelerinde aşılmazlar aşılır artık.
Birinde sen, birinde ben
Öbürlerinde onlar vardı.
Aşklar başlayacakken
Sonlar tepelerden başladı.
Şair olur da masal dolu dizelerinde aşk olmaz mı? Bir ‘’sen’’ dediği ve aşk üstüne sevdiği bir de ‘’ben’’ dediği aşkı tanımlayanı. Sadece masallarda geçtiği sanılan ne aşklar yaşanmıştır belki de. Aşk hikâyelerinde Kerem yanar, Ferhat dağları deler, Mecnun aklını feda eder, Tahir vedalaşır. Durur mu Aslı, Şirin, Leylâ ve Zühre? Onlar da uzak kaldıkları sevdikleri için gün be gün erirler. Başlayan aşklar dağ başından tepelere iner. Her son bir veda ile biter.
Başladı ayrılıklar,
Ayrı ayrıydı adları.
Birer birer ayırdılar
Evleri odaları.
Ayrılığı başlatan sevmeklerde belirendir o giz. Her isim bir tanışıklıktı. Herkes sever, tanır ama ayrılır. Hem o ayrılıklar ki şair necip Fazıl’ın dediği ‘’ … Ve ayrılık anneden, vatandan, arkadaştan…’’ Ve daha sevdiği her şeyden ayrı düşmek olsa gerektir ki. Yaşanmıştır, yaşanmaktadır ve yaşanacaktır. Sürgün sokaklarda yürümek üzere. Sonra hem ne ayrılıklar vardır ki aynı evde ayrı odalarda, dört duvar arasında bir kendine kalmışlığı insanın. Bir susmuşluğu…Ve ayrılan kalpler uçsuz bucaksız masal vadisi gibi. Bilmem bu masalın sonu yine de mutlu biter mi?
Bir zaman oralarda
Seven özleyen kimdi.
Evlerde odalarda
Yaşanmayan bir şimdi.
Her şey geçer. Zamanda erir çayı şekerin. Cam güzeli çiçekleri solar evlerin. Merdivenlerindeki gıcırtı susar, kapıları yavaşça açılıp örtülmez. Bacası hiç tütmez olur bazı evlerin.Gelenler gitmiştir. Gidenler gelmez ve gelmeyecektir. Bir varmış hiç yokmuş gibi oluverir her şey. Tozlu raflarda duran her eşya sessiz şahittir gelene gidene. Duvarlar kabuğunu döker kireç kokulu rengini yitirirken.
Bir daha düşünürsem masal
Bozmayacağım dağları.
Düşünmek iyi, düşünmek güzel.
Ama önce iyi çizmeli yolları.
Masallarda hep iyiler kazanır, kötüler kaybeder. Çatışan her duygu ve olayda çocukları mutlu eden sonlarla nihayete erer masallar. İyi ki öyledir. İyi ki çocuklar her masalda gülümserler hayata. Çocukluğun renginde tertemiz kalplerde hep bir neşe belirir. Okunan dinlenen her masaldan sonra gökten düşen elmanın tadını merak eder çocuklar hem rengini de. Ve bir şairdir yazdığı masalda bir şeylerin masalsı havanın hayal aleminde gitmediğinin farkına varan. Önce yol yöntem arar.Yollar çizer güzel düşünmeye. Masallar güzelliktir çünkü.
Yakın yakın derine
El-ele olsun yürümeleri
Ayrılığın yerine
Mutluluğun şiiri
Dizeleriyle Özdemir Asaf, masalındaki çatışmanın adını koyar. Ayrılık olan yerde mutluluk yoktur, der. Mutluluk varsa ayrılık…Ve şiirlerle de yazılır mutlu masallar. Çünkü mutluluk hem şiir gibidir hem masal misâli…