ZEYNEP EMOL
Bugün güzel bir gün geçirdim. Arkadaşımla ikindi çayı buluşmamızda, eski, yeni tüm hatıraları tazeledik. Biraz tarihten biraz ebeveynlikten biraz şiirden bahsettik.
Akşam üzeri kızlarımla yola çıktık. Kızlarım, canım kızlarım… Öpmeye kıyamadığım, kokusuna doyamadığım kızlarım.
Büyük bir sitede oturuyoruz. Yol boyunca sitenin kenarında bisiklet yolu var. Bisikletlileri izlemek çok hoşuma gidiyor. Site kapısına varmadan az önce bir görüntü ilişti gözüme. Bisiklet yolunda bir sürü valiz… Kırmızı bir valizin üzerinde küçük bir kız, üzerinde onu öpmeye çalışan kişiye direniyor. Yanlış görmüş olmalıyım. “Ah bu gençler artık çok rahat davranıyorlar. Tüh, küçücük kızlarım görmeseydi keşke!” deyip arabayı sitenin dışına parkettim. Bu görüntü beni rahatsiz etti. Ya gerçekten oradaki küçük bir kızsa ve istemediği bir şeye zorlanıyorsa? Sitenin kapısına geldim. Güvenlik kapıyı açtı. O an tekrar gördüğüm bir kaç saniyelik görüntü, gözümde canlandı. Beyaz tişört, siyah tayt giymiş, kısa saçlı bir kız. Gri bir tişört ve kot pantolan giymiş bir erkek. Kız ayaklarıyla erkeği itmeye çalışıyor. Görevliye, “Hemen polisi ara. Şurada istismara uğrayan bir çocuk var. Çığlık çığlığa yardım istiyor,” dedim.
Hızlıca çantamdan telefonumu çıkarıp ambulansı, itfaiyeyi aradım. Bu arada kızın çığlıkları kulaklarımı deliyor. Ağlıyor, çırpınıyor, kurtaramıyor minicik bedenini üzerindeki devden. Daha 4 yaşlarında küçük bir kız. Ne yapabilir ki üzerine çullanmış şehveti gözünü karartmış bir caniye. Dokunduğu bedenin bir kız olduğunu hissediyor yalnızca. Onun için bir meta, o kadar. Bir annenin bebeği, bir babanın kalp sızısı, minik bir beden olduğunu düşünemiyor, gidemiyorum yardıma, koşuyorum koşuyorum, yetişemiyorum. Aramızda görünmez duvarlar var. Çığlıklarım göğü inletiyor ama beni kimse duymuyor. Yanlarından geçen insanlar bakıp geçiyor. Biri babası sanıyor, biri abisi, birisi dayısı sanıyor birisi amcası… Akrabası olması haklı kılıyor mu onu diye düşünen yok. Polisin siren sesiyle kendime geldim. Ne de çabuk insanlar toplanmış öyle! Az önce çığlıklarımı duymayan duygusuz topluluk, meraklı gözlerle etrafımızı sarmış. Polis, jandarma, itfaiye, ambulans hepsi buradalar. “Kızı kurtardınız mı memur bey?” diye soracaktım ki memur benden hızlı davrandı:
“Polisi itfaiyeyi ambulansı jandarmayı çağıran siz misiniz?”
-Evet benim. Şuradaki çocuğu kurtardınız mı?
-Hanımefendi kardeşiyle oyun oynayan bir çocuk. Ne istismarı? Bu kadar, olayı büyütecek ne vardı? Devletin memurunu boş yere meşgul ettiniz. Buyrun karakola!
– Tabi memur bey, gelirim. Koşa koşa, sevinçle gelirim. Hiç düşündünüz mü ya gerçek olsaydı?
Kimse böyle acı görmesin. Çağrışımı bile kötü neyse ki gerçek değil ama sonunda söylediğiniz gibi…Acı gerçekler…
Yüreğinize sağlık. Duyarlılığınız da…
Teşekkürler yorumunuz için. Gerçekten çok acı. Duyarlı farkında ve uyanık olmalıyız.