Canan Duyuş
Şairi bana tanımlar mısın? Böyle bir soruyla karşılaşsaydınız cevabınız ne olurdu? Zihninizde şairler simâlarıyla mı belirirler yoksa dizeler ve şiir isimleriyle gözlerini mi kırparlardı size?
Şairler, şiir yazar. Şairler, aynı zamanda yaşadıkları dönemin aktif şahitleridirler. Sesleri kıymetlidir. Sözleri sayfalara ağır gelir de taşar, yaşadığı zamana ve daha ötesine. Dimağları ışıl ışıl, gözlerini kısmış şekliyle bakarlar etraflarına. Kimi duman ardında, kimi kitaplığa dayadıkları sırtlarıyla, kimisi de kedisi kucağında poz verirler zamana ve okuyanlarına. Şairler biraz farklı bakarlar etraflarına. Olağanın üstündedir onlar için her şey ve o günlerdeki sıradan şeylerin dışında.
Şiir okumayı seven herkesin bir şairi vardır. Hem de ruh dünyasında başköşede oturan dizeleri. Şair diye bildiğimiz pek çok sîmanın yazı hayatında, şiirleri dışında bize bakan değişik türde yazıları da vardır. Denemeleri, romanları, öyküleri, günlük, mektup ve hatta poetikaları vardır. Aynı zamanda onlar iyi düşünürlerdir.
Sinem Der ki’nin dediği gibi: “Şairler Delidir!’’ Çılgın fikirleri vardır şairlerin. Delilik, onların belki de uğradıkları duygusal hasarın tedavisi için iyidir. Anlatsalar da duygularını, anlaşılmamak kadim bir âdettir onlarda. Neyse ki her şeye bir cevapları vardır. Nüktedandır şairler. Cevapları hazırdır sorulan sorulara. Hem şairler masal da anlatır, biliyor musunuz?
Sezai Karakoç’un ‘’Masal’’ı en meşhur masallardandır, edebiyat tarihimize şiir olarak not düştüğü. Öyle masal sunar ki üstâd büyümüş içlerimize. Doğu-Batı arasında esen sert rüzgârla, Doğu’nun kararır altın saçları, Batı’nın hülyalı göklerinde.
Edebiyatımızın önemli ve kritik evrelerinden “Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı” ve edebiyatımızda esen değişim rüzgârlarıyla gelen bir ‘’Ötekileşme, Yitiriliş ve Yeniden Diriliş‘’ anlatılır gibidir bu nadide “Masal” da. Masalın en büyük kahramanı bir babadır yedi oğlu olan, düşünen ve yaşanılanın ilmine varmayı arzulayan. Evlatlarını himmet etmiştir bu baba. Kendi değerleri için erimiştir gün be gün. Giden her oğul kopacaktır özünden ve tükenecektir hızlıca. Babanın parçalanacaktır yüreği. Yine de baba hep ümit edecektir oğullarından. Yılmayacak, korkmayacak tükenen her oğlunun ardından diğer oğlunu gönderecektir.
BİRİNCİ OĞUL: Batı kapılarında törenlerle, şölenlerle ve söylevlerle karşılanan bu oğul, yitirir bu ihtişamın içinde Batı’ya geliş sebebini. Batılılar emellerine ulaşmışlar ve bir gece kuştüyü yastıklar içinde, kendi özünden uzak yaşayan bu oğlu alıp götürmüşlerdir. Kimsenin bilmediği bir yerlerde kaybolur bu oğul… Baba, gökyüzünün suyunu acıyla yere bırakışından anlar acı gerçeği ve ikinci oğlunu gönderir içindeki ümitle.
İKİNCİ OĞUL: İkinci oğul da yüzünü karartır babasının. Batının aldatıcı güzelliğinin ve güzellerinin izini sürerken, bohem bir hayat kavrar bu oğlu yakasından. Bu oğul da kaybolan edep, iffet ve hayâsıyla beraber tükenir gider ve düşer uçurumlardan. Baba, yağan yağmurun acı sularından anlar bu hâli ve işin künhüne varsın diye üçüncü oğlunu yolcu eder.
ÜÇÜNCÜ OĞUL: Bu oğul biraz daha cefakâr olur önceleri. Aç kalır, aç nefes alıp verir. Sonra bir alışkanlıkla rehavete döner sıkıntılı acıları. Bir iş bulur zamanla ve Batı’ya benzer yavaş yavaş. Geçmişini unutur, babasını da, kardeşlerini de. Batı sever bu genç oğlu, buyruğunda çalışan insanların uşağıdır aslında ama bunu da fark edemez! Her şeyi batılılar gibidir artık. Yemesi de, içmesi de, giyinmesi de. Bir gün bu oğlun hiç ummadığı bir zamanda bir hemşehrisi çıkar karşısına. Bu oğul, önce tanımak istemez hemşehrisini. Sonra bir çözüm bulur kendi yaşantısına dair. Bir “özür” gönderir babasına, yüklü bir çekle. Babası bu çeki evirir, çevirir ve anlamsız geldiği için yırtıp köpek yavrularına atar. Köpek yavruları oynarlar bu parçalanmış kâğıtlarla. Baba, iyice yaşlanmış olsa da yaşayan ümitleriyle birlikte, dördüncü oğlunu da gönderir Batı ülkelerine.
DÖRDÜNCÜ OĞUL: Dördüncü oğul okumayı sever ve okur sürekli. Neyi okuduğunu bilmeden ve niye okuduğunu bilmeden gözleriyle dokunur satırlara. Batı’daki her şey ona yeni ve ilginç gelir ve zamanla aslını unutur, eskidir ona göre arkasında bıraktığı her şey. Bu onun garip düşünceleridir. Batı bilginleri, onun bu halinden istifade ederek sömürürler tüm benliğini ve gözlerini karartırlar. Gözlerinin karardığı bir günde bu oğul, bir gün geride bıraktığı evlerinin hâlini görür gibi olur ama anlam veremez duygularına… O sırada evin kutlu koyunundan kara süt akıp gidince, baba da anlar oğlunun kararmış duygularını.
BEŞİNCİ OĞUL: Beşinci oğul Batı’ya giden ve dönmeyen dört ağabeyinden muzdariptir. Babasının acıyla kıvranan düşüncelerinin yansıdığı yüzünden alır ilhamını. Şairdi ve babasına dedirtmeden acı gerçeği, gitti Batı’ya. Önce bir iş aradı Batı’da. Ağabeylerinin izini sürdü, bulamayınca ağıtlar yaktı sonra, şiirin dünyasıyla. Trajik şiirlerde ağır bastı duyguları. Batı’yı anlamaya çalıştı ve kıyasladı Doğu’nun kaderiyle. Anladıklarını, gördüklerini anlatmak istedi geride kalanlarına. Doğu’ya döndürdü başını. Adımlarını attı önce, koştu ve arkasında kaldı Batı ama çöl çıktı önüne. Zor yürüdü ve gittikçe azaldı gücü. Ellerinden teker teker düştü yazdıkları. Şiirlerini tekrar etti çöldeki seraplara. Sonra kum gibi un ufak oldu her şey ve bu oğlun her şeyi de. Oğul dönemedi ve tükendi çöllerde. Baba yine yudumladı acı gerçeği.
ALTINCI OĞUL: Bu oğul, henüz çok küçüklükten şahit olmuştu babasının çektiği acılara. Babası oğullarını kaybederken, o da ağabeylerini yitirmişti Batı’nın karanlık çukurlarında. O da bulmak istedi kaybettiklerini. Yola koyuldu hemen ve içeri girdi Batı kapılarından. Batılılar iyi göründü gözüne. Su niyetiyle içti, Batılıların verdikleri acı içkileri. Sonra alıştı o içkilerin tatlarına. Başını döndürdü yiyip içtikleri. Geçmişini çabucak unuttu bu altıncı oğul da ve geleceğini bıraktı Batılıların ellerine. Her şeyi karıştı, hayatta karışan duygularıyla beraber. Başı döndü, gözleri karardı ve bir gün ebedî yumdu gözlerini. Baba bunu da hissetti. Batı’ya kurban verdiği altı oğluyla beraber tükendi nefesi ve öldü kahrından.
YEDİNCİ OĞUL:Yedinci oğul, babasının yanında büyümüştü. Hayata manalar yüklemişti babasının kollarında. Her zaman ve her gün ağaçlar, yaz, kış her şey bir tefekkür anıtı olarak dikildi karşısına. Düşündü geceler boyu, gündüzler boyu. Doğu’nun alınyazısını gördü kurumuş yapraklarda. Babasının yavaş ve düşüne düşüne ihtiyarlaması ve ellerini çekmesi dünyadan, ağabeylerinin Batı’da tükenişi bir karar doğurdu zihninde. Babasının, diğer oğullarını Batı’ya göndermesindeki hikmetleri sezdi önce. Sonra da, “Babam yaşasaydı, beni de gönderirdi elbet Batı’ya” diyerek yola çıktı. Babasından arta kalan manevî bir mîrastı azığı. Batı’ya vardığında vakit şafaktı. Yedinci oğul kararlı adımlarla yürüdü Batı’da. En büyük batı kentinin en büyük meydanında önce durdu ve yalvardı Allah’a. Değişmemeyi, ağabeyleri gibi yitip gitmemeyi diledi. Sonra bir ilham geldi ve olduğu yeri oymaya başladı. Batılılar hayretle etrafında toplandılar. Yedinci oğul kararlıydı, hiç aldırmadı bakışlara ve durmadan kazdı bulunduğu yeri. Sonra kocaman bir çukur oluştu önünde. Bir ağacın köklerinin toprakla buluşup, nefesini gökyüzünün derinliğinden içine çekmesi gibiydi, kazdığı o manidar çukurun içine girişi. Bu oğlun başındaki kalabalık büyümüş, devasa bir batılı insan yığınına dönüşmüştü. O zaman döndü ve sert ve kararlı ses tonuyla konuşmaya başladı batılılara:
“Batılılar!
Bilmeden altı oğlunu yuttuğunuz
Bir babanın yedinci oğluyum ben
Gömülmek istiyorum buraya hiç değişmeden
Babam öldü acılarından kardeşlerimin
Ruhunu üzmek istemem babamın
Gömün beni değiştirmeden
Doğulu olarak ölmek istiyorum ben
Sizin bir tek ama büyük bir gücünüz var
Karşınızdakini değiştirmek
Beni öldürseniz de çıkmam buradan
Kemiklerim değişecek, toz ve toprak olacak belki
Fakat değişmeyecek ruhum!’’
Onu kandırmak için boşuna dil döktüler. Açlıktan dolayı çıkar diye günlerce beklediler
O gün gün eridi ama çıkmadı, dayandı
Bu acıdan yer yarıldı, gök yarıldı
O nurdan bir sütuna döndü, göğe uzandı
Batı, bu sütunu ortadan kaldırmakta aciz kaldı
Hâlâ onu ziyaret ederler şifa bulurlar
En onulmaz yarası olanlar
Ta kalplerinden vurulmuş olanlar
Yüreğinde insanlıktan bir iz taşıyanlar.’’
Batılılar böyle bir doğuluyla ilk defa karşılaşmışlardı. Böyle bir oğlun dik duruşuyla sarsılmışlar, sert esen, inançlı rüzgârında üşümüşlerdi. Yeni bir hamleyle etrafına toplandılar. Kandırmak için çok çalıştılar. Ağabeylerine kurdukları plânlardan, sundukları zehirlerden etkilensin ve o da değişsin istediler. Ne içki, ne söylevler, ne bohem hisleri etkiledi bu yedinci oğlu. Yedinci oğul aç durdu. Batılıların zehirli içeceklerine açlığı tercih etti. Kâinat o gence odaklandı. Doğu’dan misk-ü rayihalar getirdi rüzgâr, yağmurlar yıkadı üstündeki toz ve çeperleri. Yedinci Oğul, hiç şımarmadı, hiç taviz vermedi değerlerinden ve inancından. Nur yağdı üstüne, nurdan bir sütuna döndü zamanla. Batı’nın gözleri kamaştı bu nurlu ışıktan ve tatları acılaştı günahlarının. Çok uğraştılar ama nafile, kımıldatamadılar bu ‘’Doğulu Yedinci Oğulu’’. Sallandı ama yıkılmadı. Doğrunun peşindeydi hep ve doğru olanı gösterdi herkese. O kendiydi, değişmemişti, ötekileşmemişti. Doğulular tanıdılar bu has evlatlarını. Çocuklarına, gençlerine anlattılar ve misal gösterdiler, “En güzelini o gerçekleştirdi, hiç değiştirmedi kendini” diye. Artık o Doğulu hastaların şifa kaynağı ve Batılıların yenilgisiydi, bir de Doğulu olup da yeise düşenlerin ümit pınarı.
Bana, bizlere, bu masalı, yaşadığımız dönemde değerli kılan başka yaşanmışlıklar var artık. Kendi ülkesinden sürgün edilmiş nice dimağlar var buradaki ‘’Yedinci Oğul’’da. Değerlerinden vazgeçmeyen, ayağı sabit olan, dürüstlüğünde ve insanlığında, özgürlüğü için canını yollara, nehirlere emanet edip uzaklara dağılan nice gönlü güzeller var. Batılılar bu kutlu yolculara kucak açtılar. Bilakis değiştirmek için değil, kendileri olmaları için her imkanı sağlayan konumdalar. Demek ki bağlam dediğimiz gerçekçi anlayışla ve ruh hâlimizle bize bunları çağrıştıracakmış her özgürlük yolculuğu. Zaruretin getirdiği hicret ve gurbetle, gittiği yerlerde hizmet etmek niyetiyle beliren nice oğullar var şimdi. Ülkesinde susan,susturulan kalemleriyle, şimdi gurbet diyarında yazanlara selam olsun!
‘’Yeni bir edebiyat doğuyor / Ülkemin insanlarına / Uzaklardan çok uzaklardan’’ diye haykırasım var şimdi. Yunus deyimiyle: ‘’Yaradılanı severiz Yaradandan ötürü’’ diyecek güzel insanlar var artık dünyanın her yerinde. Ne mutlu! Yaradanın emrine uyup da yaşadığı devri iyi okuyan kutlulara ve başına gelen kötülüğü güzellikle savanlara!
Şimdi edebi bir devrin yeni başlangıcında, şairlerin yazdığı masallar olursa da, bu masallarda özgürlük ve tutsaklık temel çatışma olarak duracaktır karşımızda. Ne kadar ilginç değil mi? Bir zamanların değer yitiğimizi saklayan Batı ve Avrupa şimdi ‘’değerlerimizi yaşayalım’’ diye kucak açmış bize ve bir gün nice oğullar, evlatlar yaşanmışlıklara şahitlikleriyle bizi ülkelerinde anlatacaklar. Gerçekleri sert bir rüzgar uğultusu, keskin bir sesle haykıracaklar, etraflarındaki ‘’Doğulu’’ lara…
Bir şiirin anlattıkları …
Kaleminize sağlık…
Yeni yazılarınızı bekliyorum…
Şairlere bu pencereden hiç bakmamıştım. Yazınızı okurken bilgilenmenin yanısıra şiir tadı aldım. Bu da bambaşka bir güzellik. Aynı zamanda Sezai Karakoç’un “Masal” adlı eserine de derinlemesine bakmış oldum.
Çok ufuk açıcı bir eser olmuş. Tüm Edebiyat tutkunları okumalı…
Şairler, şiirler…
Nasıl bir dünya ki, okudukça okuyası geliyor insanın. Sonra insan, gezindiği şiirlerdeki yolculukla yeniden bakıyor hayata. Durup düşünüyor. Bazen anlatılanların içinde buluyor bir yanını. Yaşadıkça yaşayası oluyor hislerini.
Çok teşekkür ederim yorumunuz için. Sizin şiirlerinizde de muttasıl gezinebilmek ümidiyle…
Teşekkür ederim. Çok incesiniz. “Zamanla nasıl değişiyor insan?” dediği gibi şairin, bu şiir de benim gözümde yaşadığımız bağlamda değiştirdi anlamını. O yüzden yazdım.
Canan Hanım, Kaleminize sağlık Üstadın masalını çok güzel yorumlamışsınız. Tespitleriniz çok yerinde. Yazılarınız devamını bekliyoruz…
Bu şiir ”MASAL” … Yaşadığımız bağlamda farklı bir bakış açısı verdi bana. Öncelerin değerlerimizi yiyen, yutan, sömüren Batısı ve şimdilerin değerleri, dimağları tüketilmek istenen nesline kucak açması…
Teşekkür ederim okumanız ve yorumunuz için.
Tebrikler Canan Hanım çok güzel bir yazı dökülmüş gönlünüzden kaleminize…
Teşekkür ederim.Hepimizin gönül ve kalem ilişkisini hep sürdürebilmemiz dileğiyle…
Gönlünüzden kağıda dökülen her bir cümle cok değerli. Kaleminize saglik keyifle okudum.
Yazınızın her bir paragrafı bir sinema perdesi oldu gözümde. Bir açıldı bir kapandı. Her seferinde yeni bir tablo çıktı karşıma. Okudum heyecanla. Filmini çevirdim. Kendim de oynadım. Başkalarına da yer verdim. İlhamınız bol olsun.